25 Ağustos 2011 Perşembe

Ayrılık Kanayan Yara…


Ayrılık bu, zehir zemberek kalbin orta yerini vurur. Ne dil kar eder, ne akıl.. Yürek bu acıyla kendini yerden yere vurur.



Ayrılık Kanayan Yara…
Gözyaşı dediğin de kurumaz mı hiç, be mübarek? Dur bilmez, sus bilmez, hep akar. O nasıl bir acıysa, ne gözün yaşı durur, ne kalbin yası….

Ayrılık; ömrünün en güzel zamanlarını çalıp gider gibi, bir ömrün yıllarını bir günde siler gibi, vicdansızdır. Bakmaz nasıl kanar yürekler, o sadece vurup geçer.

Kim ayrılık acısı çekerse, ruhu cehennem gibi yanıyor demektir. Hiçbir ateş, hiçbir sıcak o ruhun azabına denk gelemez.

Yokluğun, yalnızlığın, kaybetmenin sembolüdür ayrılık. Bu yüzden acısı bu kadar büyüktür. Basit bir terk ediş değildir aslında arkada kalanın hissettiği, bütün kaybedişlerin toplamına acıyordur içi.

Ayrılık acısı, bedende çıkmış bir kasırga gibidir. Geçtiğinde ayakta duran hiçbir şey kalmayacaktır. Her şey yerle yeksan olmuş, dağılmış ve kullanılmaz durumda olacaktır. Depremden çıkmış hasarlı şehirler gibi, uzun zaman alır yeniden yapılanması yüreğin.

Ayrılık acısı, başka acılarla mukayese edilemez çünkü varlığa rağmen yokluk çekmek demektir. Sevdiğinin, senin içinden kopmuş bir yarının, kanının, canının feda edilmesidir. Bu yüzden, ayrılık acısını hazmedemez insan. Kendin saydığını, şimdi yok saymak kalleşliğine kolay alışabilir mi yürek?

Ayrılık, hangi dilde, hangi dinde, hangi ülkede, hangi yürekte yaşanırsa yaşansın, aynı şekilde acıtır. Ve bu acıyı çeken herkes aşktan ümidini kesmeye yemin etmiştir. Ve yine bu acıyı çeken herkes, şöyle dolu dolu bir küfür sallamıştır aşkın tam ortasına. Ve yine bu acıyı çeken herkes, gün gelir, bütün yeminlerini unutup yeniden düşer aşka….