2 Eylül 2011 Cuma

Kıbrıslı feministlerden Başbakan'a...


Kadına yönelik şiddet, egemen olan genel şiddet politikasının uzantısıdır.

Zeynep Oral

Cumhuriyet- Kadına yönelik ayırımcılık, kadına yönelik şiddetin tırmanışı, önce bir zihniyet, kafa yapısı sorunu ama aynı zamanda ülkemizde egemen olan genel şiddetin bir uzantısı… Geçen ay, Kıbrıs’taki Feminist Atölye’nin Başbakan Erdoğan’a yolladığı mektubu okurken buna bir kez daha inandım. O günlerde mektubu sizlerle paylaşmak istedimdi, fırsat olmadı. Geç değil, şimdi herkes duysun istedim.

Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti önsesinde ve sırasındaki konuşmaları, ibret vericiydi. Feminist Atölye’nin deyişiyle: “Önceki Türk siyasetçileri, Kıbrıslı insanların kültürel farklılıklarını yok etmek için doğrudan ve dolaylı asimilasyon politikaları uygulamakla yetinirken”, Erdoğan, “Kıbrıslıların, Kıbrıs üzerinde söz hakkı olmadığını cümle âleme beyan etmişti.”

Sayın Recep Tayyip Erdoğan,

Yukarıdaki hitapla başlayan mektup uzun; yerim sınırlı, kısaltmak zorundayım:

Öncelikle, bir ülkenin topraklarını ziyaret eden yabancı bir başbakan olduğunuzu unutarak, sanki Türkiye’nin bir vilayetine gidiyormuşsunuz gibi Kıbrıs’ın her yanını devasa billboardlar ve afişlerinizle doldurdunuz. Sandınız ki, Türkiye’de kullandığınız reklam stratejilerini Kıbrıs’ta da kullandığınızda, aylar önce “besleme” hakareti ile yüreklerimizde açtığınız yara iyileşecek ve çizdiğiniz “büyük lider” imajı, “koloni şerifi” imajınızı silecek. Keşke danışmanlarınız size, Kıbrıslıların güce tapan bir ümmet olmadığını, demokrasi kültüründen nasibini almış, sorgulayan ve düşünen bir halk olduğunu söyleseymiş Sayın Erdoğan.

Daha adaya ayak basar basmaz, “Kıbrıslı Türk kardeşlerim, Kıbrıs diye bir devlet yoktur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır!” dediniz. Kıbrıs diye bir devletin olmadığı doğrudur Sayın Erdoğan; velakin Kıbrıs diye bir ülke vardır ve o ülke, onu yurt bilen tüm Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Ermenilerin, Kıbrıslı Maronitlerin ve Türkiye kökenli Kıbrıslılarındır. Keşke bizlerin mücadelesinin milli hamasetlerle bezenmiş bir ulus-devlet için değil, barış içinde yaşanan ortak bir yurt için olduğunu görebilseydiniz. Ve keşke sizi TC-KKTC bayrakları ile karşılamak üzere otobüslerle alana taşınan insanların Kıbrıslı Türkler olmadığını “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganlarından anlayıp, katıldığınız bütün törenlerde bir kere bile “Kıbrıs seninle gurur duyuyor” sloganının atılmamasını biraz olsun yadırgayabilseydiniz.

Biz sizin oldukça vicdan sahibi bir siyasetçi olduğunuzu düşünüyorduk. Beklerdik ki, Kıbrıslı Rumların yaşadığı büyük patlama felaketinden sonra yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine de başsağlığı dileyesiniz. Oysa siz bu büyük felakete sevinircesine, Kıbrıslı Rumlara satılan elektriği bir lütuf gibi sunarak, zaten yaralanmış bir toplumu daha da yaralamaktan çekinmediniz. Düşünmediniz ki, o yaralı toplum, yıllarca Kıbrıslı Türklere bedava elektrik vermiş; bugün de yarın da barış ve huzur içinde birlikte yaşamayı umut ettiğimiz komşularımızdır.

‘4 çocuk yapın’

Biz sizin oldukça ataerkil bir siyasetçi olduğunuzu biliyorduk. O yüzden de Türkiye’deki hem cinslerimize dair sarf ettiğiniz “3 çocuk yapın”açıklamalarını, Kıbrıslı kadınlara “4 çocuk yapın” şeklinde telaffuz edebilmenize hiç ama hiç şaşırmadık. Kadınların bedenini ulusal nüfusu üreten aygıtlar olarak nesneleştirmeniz, kullandığınız maço üslupla oldukça tutarlı olduğu için bu pervasız cümleleri sizden bekliyorduk. Kadınları kendi bedenleri üzerinde söz hakkına sahip insanlar olarak görmek yerine, “düşman Yunan” ile verdiğiniz nüfus savaşlarının araçları olarak görmeniz ve tahakkümcü söylemlerinizi bedenlerimize kadar uzatabilmeniz kabul edilebilir bir şey değildir. Üstelik bu söylemleri “Hem doğurmuyorsunuz, hem de oraya nüfus götürmemize karşı çıkıyorsunuz. Madem nüfus aktarmamızı istemiyorsunuz, siz de doğurun” diye meşrulaştırmaya çalışmanız, sadece Kıbrıslılara değil, adaya gönderdiğiniz nüfusa karşı da büyük bir saygısızlıktır. Çünkü nüfuslar rakamlar değil, yaşayan insanlardır Sayın Erdoğan. Etiyle, kemiği ile gözyaşı ve ter ile yaşam mücadelesi veren insanlar.

Adaya gönderdiğiniz insanların ve Kıbrıslıların verdiği yaşam mücadelesini görebilseydiniz, onları nüfus savaşları içerisindeki “rakamlar” olarak görmekten belki vazgeçerdiniz. Ve yine keşke danışmanlarınız size, Kıbrıs’ta verilen mücadelenin sayısal değil, siyasal eşitlik için olduğunu söyleselerdi! Belki o zaman, ülkemizin tüm sahillerini yandaşlarınıza peşkeş çekerek çevremizi katletmenin ne kadar büyük bir yıkım; tüm kurumlarımızı ihalesiz, usulsüz yandaş kurumlarınıza devretmenin ne kadar büyük bir zulüm ve sizden gördüğümüz aşağılanmanın ne kadar büyük bir acı olduğunu telakki edebilirdiniz!




alıntı:cumhuriyet

Hiç yorum yok: