31 Mayıs 2011 Salı

MEMESİYLE RESİM YAPAN KADIN!..




Bu kadın yaptığı bütün resimleri elleri yerine memesiyle yapıyor
İnsanlar kısa yoldan ünlü olabilmek için kendine birbirinden acayip yollar buluyor.


Bunun son örneği de Rusya'dan çıktı.


Bu kadın bir ressam ama bilgidiğinz ressamlardan oldukça farklı.Saint-Peterburg'da yaşayan 26 yaşındaki Victoria, resim yaparken fırça ve ellerini kullanmıyor.Bu kadın resimleri gögüsleriyle yapıyor.


Kendisinde bir resim yeteneği keşfettiğini anlatan Victoria, kısa süre içerisinde resimleri göğüsleriyle yapmaya başladığını söylüyor.


Kendisine oldukça dikkat çekici bir alan ortaya çıkaran bu müthiş sanatçı(!), şimdiye kadar memelerini kullanarak 15 tablo yapmış.Resim yaparken çıplak göğüslerini boyalara değidiren ve onlarla manzaralar yapan bu tuhaf ressam, yakında sokaklarda da resim yapmaya başlayacağını belirtti.


HABERVİTRİNİ


İŞTE O RESSAM

BU KIZLAR ERKEĞİ YOLDAN ÇIKARIR -4


Can yakıcı bakışı ve etkileyici güzelliğiyle baş döndüren kızların görüntüleri yayınlandı

Amerika'da bir fotoğraf sitesi, yakın plandan çalışılan birbirinden güzel ve çekici kızların portre görüntülerini yayınladı.

'Yoldan çıkaran güzeller' başlığı ile yayınlanan yüze yakın fotoğraf içinde hakketen erkeklerin ayağını yerden kesecek kadın güzel kızlar var. Özellikle birbirinden seksi bakışları ve düzgün yüz hatlarıyla bu kızlar erkekler için oldukça tehlikeli.


Zaten site de bunu vurgulayarak, "Bu kızlara yaklaşanın canı fena yanar" deyip aşt acısına vurgu yapmış.HABERVİTRİNİ


İŞTE O SEKSİ VE ÇEKİCİ KIZLAR

Yılandan Kertenkeleye Korkunç Tuzak!


Çölde kumların üzerinde bir yılanın kertenkeleyi avlamak için kurduğu ilginç tuzak
Yılan kendini kumun içerisine gömerek saklanıyor, bu sırada kuyruğunun ucunu kumun dışında bırakıyor, dışarıda kalan kuyruk kertenkelenin ilgisini çekip yanına geldiğindeyse kertenkele yılana av olmaktan kurtulamıyor.

Flormar “Güzeller Güzeli”Ni Seçiyor



Renkli kozmetik trendlerinin öncüsü Flormar ve ALL Dergisi işbirliği ile düzenlenen güzellik yarışmasında, başvurular her geçen gün artıyor.



Yıl sonunda 2011 yılının Güzeller Güzeli seçilecek.

Flormar ve ALL Dergisi işbirliği ile yapılan ve interaktif olarak kurgulanan Güzellik Yarışması, "Kusursuz Makyaj" Facebook fan sayfası üzerinden yapılan başvurular ile güzel bir rekabete dönüştü. İnternet ortamında yapılan yarışma yoğun ilgi görmekle birlikte, genç kızların güzelliklerini Flormar ile keşfetmesini de sağlıyor.

Yarışmaya katılmak için, adayların www.facebook.com/kusursuzmakyaj adresine, fotoğraflarını yüklemeleri yeterli. İlk elemeler, Kusursuz Makyaj Facebook sayfası üzerinden en çok "Beğeni" alan fotoğraflar arasından, ilk 10 fotoğrafın belirlenmesi şeklinde yapılacak.

Her ay yapılan ara elemelerle seçilen 10 finalist, ALL Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yasemin Demirkan'ın, ALL Dergisi Güzellik Editörü Selin Çayırlı'nın, Flormar Pazarlama Müdürü Arzu Kartal'ın ve her ay sürpriz bir ünlünün katılımıyla oluşan jüri üyelerinin oylarıyla finale kalacak ve yıl sonunda "Güzeller Güzeli" seçilecek.

Ayrıca, yarışmada her ay'ın güzeli, Club Sporium'dan 3 aylık üyelik, Flormar'dan hediye seti ve ALL Dergisi bünyesinden profesyonel bir ekiple gerçekleştirilen dergi çekimine katılmaya hak kazanırken bir de Buzzyworks firması tarafından Flormar için hazırlanan videoda oynama şansını yakalayacak.

Her ay seçilecek güzeller arasında yapılan oylama sonucunda seçilecek "Güzeller Güzeli"nin Club Sporium üyeliği 1 yıllığına uzatırken, Flormar'dan yeni bir hediye seti ve Rixos Otel'de 3 gece 4 gün tatil kazanacak

Eskişehir'de 300 Kişi, Hopa'daki Olayları Protesto Ettiapehouoh





Eskişehir'de yaklaşık 300 kişi yürüyüş yaparak Artvin'in Hopa ilçesinde emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun kalp krizi geçirip yaşamını yitirmesine neden olan olayları protesto etti.






Eskişehir'de yaklaşık 300 kişi yürüyüş yaparak Artvin'in Hopa ilçesinde emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun kalp krizi geçirip yaşamını yitirmesine neden olan olayları protesto etti.

Sık sık 'Kahrolsun AKP', 'Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek' sloganları atan grubun önünü Yunus Emre Caddesi'ndeki AK Parti binasına yaklaşırken çevik kuvvet polisleri kesti. Polislerin AK Parti il binası önünde basın açıklaması yapmasına izin vermemesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Bu sırada protestocular arasında bulunan bir genç baygınlık geçirdi. Bayılan genç, 112 ambulansıyla Eskişehir Devlet Hastanesi'ne götürüldü.

Polisler, grubun AK Parti il binasına 30 metre kadar daha yaklaşmasına izin verdi. Grup adına basın açıklamasını okuyan Ali Paşa Şanlı, Artvin'in Hopa ilçesinde AK Parti'yi protesto eden grup ile polisler arasında yaşanan olaylar sırasında emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdiğini söyledi. Şanlı, "Tayyip Erdoğan'ı dün Hakkari ve Eskişehir halkından bugün de Hopa halkından korumak için halka saldıran imamın ordusu, AKP'nin korkusunu yansıtmaktadır. Karadeniz'in yiğit evlatları çayından, suyuna, okulundan hastanesine, ülkesine ve yiğit evlatlarına sahip çıkacak ve ölümlerin hesabını mutlaka soracaktır. Eskişehir'in emek ve demokrasi güçleri olarak bizler de Karadeniz'in onurlu evlatları ile birlikte geleceğimize sahip çıkacağız, AKP'den hesap soracağız" dedi.

Yapılan basın açıklamasının ardından kalabalık arasında bulunanlar çevik kuvvet polislerinin kalkanlarına yumurta fırlattı. Polisler yumutrtalara müdahale etmedi. Grup, daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

Jannat Meleke Jayegi Chahat Rasool Ki- Owais Raza Qadri



alıntı : youtube

Dar-e-Nabi Par - Huriya Rafiq Qadri

Noor Wala Aya hai



alıntı : youtube

Marhaba Syed-e-Makki Madani



alıntı : youtube

Bismillah ...





alıntı : youtube

bismillah



alıntı : youtube

Makki Madani By Shaam



alıntı : youtube

Makki Madani By Shaam



alıntı : youtube

Noor Wala Aya Hai By Farhan Ali Qadri



alıntı : youtube

Aaqa ka Milad Aaya --- Owais Raza Qadri



alıntı : youtube

Nasreddin Hoca


Nasreddin Hoca, araştırmacıların çoğuna göre, 13. yüz yıl başlarında H. 605 M. 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu (bugünkü adıyla Nasreddin Hoca) köyünde doğdu. Hatta, Akşehirli bazı araştırmacılar da bu görüşü kabul eder durumdadırlar.

Bu konudaki bilgi bugün için kesinleşmiş durumdadır. Hoca, Eskişehirli’dir. Fakat, bu konuda farklı görüşler de vardır. Bu görüşlere de kısaca değinmek gerekir. En çok öne çıkan görüş Nasreddin Hoca’nın Akşehir’de doğduğu şeklindedir. Bu iddiaya göre Hoca, Akşehir gölü civarında Sivricehöyük yakınındaki Ortaköy’de doğmuştur.

Daha sonraları böyle bir iddiayı Kayserili Araştırmacı-Yazar Halit Erkiletoğlu da ileri sürmüş ve Hoca’nın mezar taşının Kayseri’de bulunduğunu söylemiştir. Aslında bu iddia yeni de değildir. Naci Kum’un Kayseri’deki mezar taşlarının tasnif sırasında bir lahitin üzerinde Nasreddin Hoca ismini okumasıyla gündeme çok önceden de getirilmiş, fakat; bu iddia İ. Hakkı Konyalı tarafından çürütülmüştür.

Yine Azerbaycan’da da Nasreddin Hoca adına yapılmış bir türbe vardır.Yani Azeriler de bir anlamda böyle bir iddianın sahibidirler.

Fakat, gerek Hoca’nın tarihi kişiliğiyle ilgili bilgi veren eski kaynaklar(şeriyye sicilleri, Mecmua-ı Maarif, Saltukname vb), arkeolojik buluntular (kızına ait mezarın Sivrihisar’da bulunması vb) gerekse bu konudaki yerli ve yabancı ilim adamlarını çalışmaları (Fuat Köprülü, Pertev Naili Boratav gibi ilim adamlarının araştırmaları) Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar’da yani Hortu köyünde doğduğu şeklindeki bilgilere kesinlik kazandırmış durumdadır.

Buna göre Hoca, bugün Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı olan ve kendi adıyla anılan Nasreddin Hoca köyünde doğmuş, daha sonra Konya’ya oradan Akşehir’e giderek buraya yerleşmiş, vefatına kadar da burada yaşamıştır.

Başka bir yaklaşıma göre de Sivrihisar’dan Akşehir’e gitmiş, buradaki dini eğitiminin bir bölümünü Konya’da tamamlamış, Hace-i Cihan ile birlikte Hoca Fakih’ten ders almıştır.

nasreddin hoca nasreddin hoca fıkraları nasreddin hoca resimleri nasreddin hoca hayatı nasreddin hoca fikralari nasreddin hoca kimdir nasreddin hoca fıkra ingilizce nasreddin hoca nasreddin hoca resim nasreddin hoca hayati nasreddin hoca resmi nasreddin hoca şiirleri nasreddin hoca fotoğrafları nasreddin hoca fıkralar nasreddin hoca eserleri nasreddin hoca biyografi hoca nasreddin nasreddin hoca köyü nasreddin hoca fikra nasreddin hoca hikayeleri nasreddin hoca fıkrası akşehir nasreddin hoca nasreddin hoca resimler nasreddin hoca kitap nasreddin hoca çocuk nasrettin hoca komik nasreddin hoca nasrettin hoca fıkraları nasrettin hocanın hayatı nasreddin hocanın hayatı nasrettin hoca resimleri nasrettin hocanın fıkraları nasrettin hoca kimdir nasrettin hoca hayatı nasredin hoca nasrettin hoca nın hayatı nasrettin hoca fikralari nasrettin hoca hikayeleri nasrettin hoca fıkrası nasrettin hocanın resimleri ingilizce nasrettin hoca ingilizce nasrettin hoca fıkraları nasrettin hoca hakkında nasreddin hoca nın hayatı n
asrettin hoca nın fıkraları www nasrettin hoca nasrettin hoca fıkra nasreddin hocanın fıkraları nasrettin hoca türbesi nasrettin hoca oyunları nasrettin hoca hakkında bilgi nasrettin hoca hayati nasrettin hoca resmi nasrettin hoca nin hayati nasrettin hoca şiirleri nasrettin hoca fıkralar nasrettin hoca karikatürleri nasrettin hocanın hayatı ve fıkraları nasrettin hoca masalları nasrettin hoca kim nasrettin hoca com nasreddin hocanın resimleri nasrettin hocanın hikayeleri nasrettin hoca resim nasrettin hocanın eserleri www nasrettin hoca com nasrettin hoca ve fıkraları nasrettin hoca ve hayatı nasreddin hoca türbesi nasrettin hoca şenlikleri nasrettin hoca ile okuma nasrettin hocanın resmi nasreddin hocanın nasrettin hoca ile okuma yazma nasrettin hoca ile okuma yazma öğreniyorum nasrettin hocanın ingilizce fıkraları nasrettin hoca ile ilgili fıkralar nasreddin hoca ile okuma yazma öğreniyorum nasrettin hocanın fıkrası akşehir nasrettin hoca nasreddin hoca ile okuma yazma nasrettin hoca fotoğrafları nasreddin
hoca ile nasrettin hoca ilköğretim okulu nasrettin hoca okuma nasrettin hoca eserleri nasrettin hoca nın resimleri nasrettin hoca anaokulu nasrettin hocanın yaşamı ingilizce nasreddin hoca fıkraları nasrettin hocanın mezarı nasrettin hocanın şiirleri komik nasrettin hoca fıkraları nasrettin hoca heykeli ingilizce nasrettin hoca fıkrası nasrettin hocanın hayat nasrettin hoca resimler resimli nasrettin hoca nasreddin hoca nın türbesi nasrettin hoca karikatür nasreddin hoca şenlikleri nasrettin hoca ile ilgili bilgiler nasrettin hoca hakkında bilgiler nasrettin hocanın özellikleri nasreddin hoca nın fıkraları nasrettin hoca vikipedi www nasrettin hoca fıkraları nasrettin hocanın hayatı ingilizce nasreddin hoca ile okuma nasrettin hoca nin fikralari nasrettin hocanın kişiliği nasrettin hocanın türbesi nasrettin hoca hikayesi nasrettin hocanın hayatı ve eserleri resimli nasrettin hoca fıkraları nasrettin hocanın oyunları en güzel nasrettin hoca fıkraları nasrettin hoca okuma yazma www nasrettin hoca fıkraları com
nasreddin hoca oyunları nasrettin hoca çizgi film nasrettin hoca fikrasi nasrettin hoca biyografisi nasrettin hoca fikraları nasrettin hoca fıkralarından mesajlar nasrettin hoca fıraları nasreddin hoca karikatürleri nasrettin hoca çocuk nasrettin hocanın hayat hikayesi nasrettin hoca köyü nasrettin hoca öyküleri nasrettin hoca fıkaraları nasreddin hocanın eserleri nasrettin hoca videoları nasrettin hoca biyografi nasrettin hocanın komik fıkraları nasrettin hocanın haytı nasreddin hoca hakkında nasrettin hoca nerede doğdu nasrettin hocanın hayatı ve resimleri nasrettin hoca bilgileri nasreddin hoca okuma nasrettin hoca fikra nasrettin hoca oyunu ingilizce nasrettin hoca hikayeleri nasrettin hocanın biyografisi nasrettin hoca hikaye nasreddin hocanın ingilizce fıkraları nasrettin hoca ile ilgili fıkra nasrettin hoca ile ilgili bilgi nasrettin hocanın mesleği nasrettin hocanın kısaca hayatı nasrettin hoca hakkinda nasreddin hoca hakkında bilgi nasrettin hoca fıkraları ve resimleri nasrettin hoca ile ilgili resim
ler www nasreddin hoca nasreddin hoca çizgi film nasrettin hoca fıkralarının özellikleri ingilizce nasrettin hoca fikralari nasreddin hoca ve fıkraları en komik nasrettin hoca fıkraları nasrettin hocanın en komik fıkraları kısa nasrettin hoca fıkraları nasreddin hoca ilköğretim okulu nasrettin hocanın fotoğrafları nasrettin hocanın masalları nasrettin hoca ile bilgiler nasrettin hoca ingilizce fıkra nasreddin hoca ve turizm derneği nasrettin hoca masallari nasrettin hocanın fıkra nasrettin hoca ve resimleri nasrettin hoca şiiri nasrettin hoca oyunlari nasrettin hoca ilkokuma nasrettin hoca hayatı ve fıkraları nasreddin hoca fıkralarından seçmeler nasrettin hocanın fıkralarının sayısı nasrettin hoca nın hayatı ve fıkraları nasrettin hoca video nasrettin hoca çizgi filmi nasreddin hocanın hikayeleri nasrettin hocanın hayati nasrettin hoca life nasreddin hoca ilköğretim nasrettin hoca ilköğretim nasreddin hoca nin hayati nasrettin hoca fıkralari nasrettin hocanın doğum yeri nasreddin hoca nın resimleri nasrettin
hocanın hikayesi nasrettin hocanın ölümü resimlerle nasrettin hoca nasrettin hoca sözleri nasrettin hoca çocuk evi nasrettin hoca bilmeceleri nasrettin hocanın bilinmeyen fıkraları www nasrettin hocanın hayatı nasrettin hoca fıkraları com nasrettin hoca ile okuma öğreniyorum

M. 1284’te Akşehir’de 76 yaşında iken vefat etti ve Akşehir’in en eski Selçuklu mezarlığına gömüldü. Daha sonra mezarının üzerine altı sütuna oturan kubbeli bir türbe yapılmıştır. Kendi adını taşıyan bu mezarlıkta medfun olan Nasreddin Hoca’nın ilk inşa edilen türbesinin her yanı açık ve kıble tarafındaki kapısının üzerinde ilginç bir asma kilidin mevcut olduğu bilinmektedir.

Hoca’nın türbesi İbrahim Hakkı Konyalı’nın söylediğine göre M. 1476 yılında harap durumda olan ve 1878’e kadar bu durumda kalan türbe, daha sonraları Akşehir ileri gelenlerince onarılmıştır. Nasreddin Hoca’nın şimdiki türbesi ise II. Abdülhamit zamanında M. 1905’de Konya Valisi olan Faik Bey ile Akşehir kaymakamı Mustafa Şükrü Bey tarafından onarımı yaptırılıp üstüne dört satırlık Türkçe bir kitabe kondurularak bugünkü haline getirilmiştir.Daha sonraki yıllarda da Akşehir Belediyesi tarafından türbenin bakımı ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Nasreddin Hocanın türbesiyle ilgili pek çok seyahatname yazarı ve Akşehir’de görev yapan kişiler çeşitli bilgiler vermiştir. Bunlardan birisini türbenin fiziki durumunun anlaşılması açısından buraya almak istiyoruz:

“Türbe-i şerifinin tahayyül ettiğimiz gibi vaktiyle dört tarafı açık olduğu halde büyük bir kapısı varmış. Sonraları memleketin ileri gelenlerinden bazıları tarafından üzeri kiremitli ve etrafı tahta parmaklıklı olarak çatı altına alınmıştır. Bazı mahallelerdeki cami şadırvanları tarzında inşa edilmekle şimdi eskisi kadar değilse de yine bina şekli ile muhteviyatının her halinde bir garabet eseri müşahede edilir. Hoca merhumun kabrinin üstüne konan ufacık bir sandukanın başına geçirilmiş büyük bir sarık, mübalağa olmasın ama, sandukanın hemen üçte birini tutuyor. Sandukanın önüne dikilmiş ufak bir taşa irab ve ifadece sıhhati mükemmel olan(!) şu acayip cümle kazınmış:

“Nazihi’t-türbet’ül-merhum el-mağfûr ilâ abdihi’l-gafur Nasreddin Efendi ruhuna fatiha”

Mustafa Kemal Atatürk (1881 - 1938)


Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı.

19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmaybaşkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı.

Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu.

Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı.

1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal Devrimler: Saltanatın Kaldırılması (1Kasım 1922) Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924) 2. Toplumsal Devrimler: Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934) Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934) Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü(1925-1931)

3. Hukuk Devrimi : Mecellenin kaldırılması (1924-1937) Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937) 4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler: Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932) Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) Güzel sanatlarda yenilikler 5. Ekonomi Alanında Devrimler: Aşârın kaldırılması Çiftçinin özendirilmesi Örnek çiftliklerin kurulması Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı.

Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu.

Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

SABUNUN SAÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Saçı yıkarken kesinlikle sabun kullanılmamalıdır.Çünkü sabun saç tellerinin kurumasına ve üstündeki küçük canlı hücrelerin ayrılmasına neden olur.Saç derisinin asit seviyesi ciltten daha fazla asit içerir.Bu nedenle bazik özellikli sabun saç için kesinlikle tavsiye edilmez.

SAÇLARI SÜREKLİ TOPLAMAK SAÇA NE GİBİ ZARARLAR VEREBİLİR?

Bayanlar saçlarını neden toplarlar biliyor musunuz? Çünkü artık saçın yıkanma zamanı gelmiştir.Bu durum saça çok zarar verir.Özellikle sıkı tokalarla toplamak,saç teli hücrelerinin sıkışmasına yol açar ve saçlar kırılır. Hanımlar saçlarını çok gergin bir şekilde topluyorsa belli bir zaman sonra alında ve şakaklarda saç dökülmesi sorunuyla karşılaşabiliyorlar.Saçları genelde toplamak yerine,açık bırakarak saç telleri hücreleri ve deri hücrelerinin hava almasını sağlamak gerekir.


TARAK VE SAÇ FIRÇASI SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Herhangi bir saç fırçası veya tarağa baktığımız zaman kılların arasında ek yerleri olduğunu görürüz.Bu ek yerleri saç tellerinin zarar görmesine neden olur.Ayrıca bazı saç fırçalarının kıllarındaki veya tarakların dişlerindeki pürüzler uzun süreli kullanımla kaybolur.Ancak bu arada saça oldukça zarar verir.Bu nedenle tek parçadan imal edilmiş taraklar tercih edilmelidir.Saç fırçası alırken kıllarını inceleyin.Kılların üzerinde hiçbir pürüz olmamasına dikkat edin.Tarakların dişleri de mümkün olduğunca geniş olmalıdır.Saçınızı tararken nemli veya ıslak olasına dikkat edin. Saç kuruyken taranırsa saç kırılır ve zaman içinde kurumasına neden olur.


Yüz derisinde olduğu gibi kafa derisinde ve saçlarda, bünye özelliklerine göre değişiklikler söz konusudur. Hemen hemen her iki kişiden birinin kafa derisindeki yağ bezleri normalden fazla yağ üretir. Sonuç, yağlı saçlar! Yüzünün derisi yağlı olanların genellikle kafa derisi de yağlıdır. Herkesin kafa derisinde kepeklenme olur; derinin kendini yenilemesinin bir sonucudur bu durum. Altında yeni deri oluştuğunda, eski deri canlılığını yitirir ve kepek halini alır. Bu kepeklenme ise, iki durumda problem haline gelir: Derinin fazla yağ üretimi nedeniyle kepekler bir kabuk gibi kafa derisine yapışır. Bu durumda saçların dip tarafı yağlı, öteki kısımları ise kurudur. Yağ bezlerinin az yağ üretmesi durumunda ise, kafa derisi kuru olduğu için kepekler etrafa uçuşur. Bu durumda, saçlar da genellikle cansız ve kırılgan olur.

-Yağ şampuanı, kuru saçlar için

2 yemek kaşığı dolusu, susam yağı, bademyağı veya ayçiçeği yağı ve 3-4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır. Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağ ile masaj yapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu, belki biraz da sıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapa ile saçlar şampuanlanır ve iyice durulanır.

-Lavanta şampuanı, tüm saç tipleri için

100 ml hazır bitkisel şampuana 4 damla lavanta ve 4 damla ökaliptus yağı eklenir ve çok iyi karıştırılır.

-Limon şampuanı, yağlı saçlar için

5 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1 limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu hazır bitkisel şampuan, ısırganotu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

Yağ friksiyonları

Yağ friksiyonları her saç tipi için yararlıdır, ama özellikle hırpalanmış ve kuru saçlar, uçlarına kadar bu bakımdan yararlanırlar. Şifalı bitki çayları ile birlikte de kullanılabilen değerli bitki yağları, saçlara canlılık, esneklik ve parlaklık kazandırır, zararlı çevresel etkilerden korur, perma, çok sıcak fön çekme ve sürekli boyanın olumsuz etkilerine karşı dayanıklılık kazandırır.

-Yağ friksiyonu, kuru ve hırpalanmış saçlar için

25 ml bademyağı(veya kabak çekirdeği yağı) ve 25 ml zeytinyağı karıştırılır ve saçlara friksiyon yapılır. Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyunca etkilemeye bırakılır.

-Etkili yağ kürü, çok hırpalanmış saçlar için

40 ml hintyağı ve 20 ml soya yağı bir cam şişede veya kavanozda iyice karıştırılır. 2’şer tatlı kaşığı dolusu ısırganotu, biberiye ve kekik eklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yağ saçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

-Yağ friksiyonu, yapısal zarar görmüş saçlar için(örneğin, boya veya perma sırasında)

40 ml tatlı badem yağı ve 20 ml hintyağı karıştırılarak saçlara ve özellikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle etkilemeye bırakılır.

-Yağ friksiyonu, kepeğe karşı

10 damla ökaliptus yağı, 15 damla biberiye yağı ve 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve kafa derisine ve saçlara yedirilir.

-Yağ friksiyonu, yağlı saçlar için

12 damla bergamot yağı(turunç kabuğu yağı), 13 damla lavanta yağı ve 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve saçlara yedirilir.

Durulama suları – Hızlı ve etkili

Yıkamadan sonraki durulama suları, özellikle yağlı ve kepekli saçlarda mucizeler yaratabilir. Kuru veya kaşıntılı kafa derisi de, bitkisel katkılı durulamalarla veya elma sirkesi ile rahatlatılabilir. Durulamalar, yıkanmadan sonra uygulanır ve saçlar artık başka bir biçimde yıkanmaz.

-Sirke durulaması, parlaklık ve esneklik kazandırmak için

1 yemek kaşığı elma sirkesi ve 5 damla hintyağı, 1-2 litre sıcak suya karıştırılır. Saçlar bu suyla durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

-Limon durulaması, yağlı saçlar için

1 limonun ince rendelenmiş kabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ıhlamur, yarım litre suya eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ile birlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır ve çalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litre ılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8 bölümü eklenir.

-Isırganotu durulaması, kafa derisi kaşıntısına karşı

¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtılır(ama kaynatılmaz) ve içine 1 avuç dolusu ısırganotu yaprağı eklenir. 15 dakika demlendikten sonra süzülür, saçlar durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

-Bitki durulaması, kepeğe karşı

2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı(kumraldan esmere kadar) eklenir ve soğuyana kadar demlenmeye bırakılır. Sonra süzülür, saçlar durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapılır.

-Saç dökülmesine karşı etkili bir reçete

3-4 hafta boyunca her gün, 1 avuç dolusu ince kıyılmış ısırganotu kökü 8-10 saat boyunca 1-2 litre suda bekletilir, sonra 3-4 avuç ısırganotu yaprağı eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10 dakika boyunca, üstü kapalı olarak demlenmeye bırakılır ve süzülür. Bu suyla kafa derisi ve saçlar 5 dakika boyunca yıkanır ve kafa derisine masaj yapılır. Ama her yıkamadan önce, kafa derisine, İsveç Şurubu ve ısırganotu tentürü ile dönüşümlü olarak friksiyonlar yapılır. Daha ilk haftada saç dökülmesi durur ve tedavi süresinin sonuna doğru yeni saçlar çıkmaya başlar. Daha sonra bu tedavi 3-4 günde bir uygulanırsa, saç dökülmesi uzun vadede önlenmiş olur ve saçlar, esneklik ve parlaklık kazanarak, sağlıklı bir görünüme de sahip olurlar. Bu tedavi, kepeklenmeye karşı da çok etkilidir.

Rahatlatıcı Banyolar

Stres ve gerginlik, bedensel ve ruhsal boyutta rahatsızlıklara yol açtığı gibi, kişinin dış görünümünü de olumsuz etkiler. Banyoların rahatlatıcı etkisini hepimiz çok iyi biliriz. Problemler ve stres, sıcak su tarafından, bedenden sökülüp atılırlar. Kaslar gevşer, sinir sistemi ve kan dolaşımı olumlu etkilenir. Yatmadan önce alınan bir tam banyo, en etkili uyku ilacıdır. Bir soğuk algınlığı başlangıcında alınan, eterli yağlar veya bitki katkısı içeren bir banyo çok yararlı olabilir. Ama, gerekli katkılarla hazırlanan bir tam banyonun, deri için en etkili güzellik ilacı olabileceği de unutulmamalıdır.

Bitkisel yağlar veya süt ürünleri eklenen banyolar, derinin koruyucu örtüsünü güçlendirdikleri için, deri kuruluğunu karşı da uzun süre etkili olabilirler. Bu nedenle, banyodan sonra derinin kremlenmesine gerek kalmaz. Şifalı bitki katkılarıyla hazırlanan banyolar, yağlı ve sivilceli deri için çok basit ama etkili bir tedavi anlamı da taşırlar. Banyo sonrasında deriye bir nemlendirici sürülmesi uygun olur. Değerli maddeler içeren banyo katkılarının etkinliklerine zarar vermemek için, banyo suyunun çok sıcak olmaması gerekir(37 derece).

*Bir tam banyoyu, haftada 1-2 kereden fazla almayın.

*Önceden ağır yemekler yemeyin ve banyo suyunun 37 dereceden sıcak olmamasına dikkat edin; her iki durum da, kan dolaşımını olumsuz etkileyecektir.

*İdeal banyo süresi 15-20 dakikadır; fazlası deriyi ve kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.

*Banyo sonrasında, yatakta kısa bir dinlenme çok rahatlatıcı olabilir.

-Ökaliptus yağı banyosu, sivilceli deri için

Banyo suyunu doldurmaya başlayın ve su bir karış kadar yükseldiğinde, biraz kremanın veya sütün içine karıştırdığınız 5 damla ökaliptus yağını suya ekleyin. Bu katkının eşit oranda dağılabilmesi için, küveti duş süzgecinden akan suyla doldurun.

-Şifalı bitki banyoları

Deriniz yağlıysa 150g mayıs papatyası veya civanperçemi, deriniz sivilceliyse 150g kuru nane veya atkuyruğu kullanın. Bitkiler 1 litre kaynar suyla haşlanır ve soğuyana kadar demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.

-Ebegümeci banyosu, iltihaplı, sivilceli deri için

50g kurutulmuş veya 100g taze ebegümeci çiçeği ve yaprağı ince kıyılmış olarak, kaynar derecedeki 2 litre suyla haşlanır, soğuyana kadar demlenmeye bırakılır, süzülür ve banyo suyuna eklenir. Kan dolaşımını hızlandırmak için banyodan sonra beden, orta sertlikte bir fırça ile fırçalanır.

-Elma sirkesi banyosu, yağlı cilt için

¼ litre elma sirkesi banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra duş alınmaz, sirkeli su derinin üstünde kurumalıdır. Daha sonra, yağlı olmayan bir nemlendirici beden losyonu uygulanır. Banyo suyuna eklenen 8 damla lavanta yağı, antiseptik etkiyi arttırır ve ruhsal açıdan dengeleyici ve yatıştırıcı etki yapar.

-Lavanta yağı banyosu

¼ litre elma sirkesi(yağlı deriye karşı) veya ¼ litre krema(normal, kuru veya karışık deri için), 8 damla lavanta yağı ile iyice karıştırılır, banyo suyuna eklenir ve su da iyice karıştırılır. Krema-lavanta banyosundan sonra ılık duş alınır. Elma sirkesi-lavanta banyosundan sonra duş alınmaz ve kurulanılmaz.

-Yağsız süt banyosu, kuru ve duyarlı deri için

Yağı alınmış 2 litre süt banyo suyuna eklenirken, su iyice karıştırılır. Banyodan sonra ılık bir duş alınır ve hafifçe kurulanılır. Eğer deriye banyodan önce 2 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı yedirilirse, süt banyosu kuru deri için çok daha etkili olur. Banyo suyuna eklenen 1 bardak aynısafa çayı da deriyi ayrıca yatıştırır.

-Yağ-süt banyosu, kuru deri için

1 bardak ılık süt ve bir yemek kaşığı zeytinyağı, kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

-Yağ banyosu, kuru deri için

50 ml bademyağı veya zeytinyağı sıcak banyo suyuna eklenir ve iyice karıştırılır. Banyodan sonra, cildin üstünde kalan su elle sıyrılır ve kalan hafif yağ filmi masajla yedirilir.

-Süt-bal banyosu, kırışıklara karşı

2 bardak ılık sütte 2 yemek kaşığı dolusu bal iyice eritilir, 1 tatlı kaşığı badem yağı eklenir ve kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir ve banyo suyu da karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

-Bal-süt-tuz banyosu, kuru ve olgun deri için

Banyo küveti doldurulurken 100g deniz tuzu serpiştirilir. Bu arada 1 litre sıcak sütte 250g çiçek balı eritilir ve banyo suyuna eklenir. Banyo suyu iyice karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

-Oğulotu(melisa)-Aynısafa çiçeği banyosu, deriyi yatıştırıcı

3’er yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru bitki, kaynama derecesinde sıcak 1 litre suda haşlanır, üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra sıcak duş alınır.

YÜZ BAKIMI


30'lu yaşlarda epiderm daha hızla nem kaybeder. Ciltte yavaş yavaş elastikiyet, dirilik ve canlılık kaybı başlar, 20'li yaşlarda başlayan ilk çizgiler daha belirgin hale gelir. Stres ve yorgunluk ciltte parlaklık azalmalarına neden olur. Bu sizi tedirgin etmesin, sadece cildinize karşı dikkatli ve özenli olmanız yeterlidir.
Günlük bakımınız yeni hücrelerin oluşumunu ve kolajen sentezini harekete geçirecek, cildi besleyecek, üst katmanları nemlendirecek ve serbest radikallerle savaşacak özelliklere sahip olmalıdır. Bu arada yüz bakımınıza verdiğiniz önemi boyun ve dekoltenize de vermelisiniz.

Göz çevresindeki derinin ince olmasından dolayı özel olarak göz çevresi için hazırlanmış, yağlı olmayan ürünler tercih edin. İlk kırışıklıklar göz çevresinde başlar unutmayın. Uyandığınız zaman gözlerinizde şişme oluyorsa çayla kompres uygulayın.

30'lu yaşlarda haftalık arındırma mutlaka gereklidir. Haftada 1 kez cildinizi arındırıcı bir ürünle ölü hücrelerden temizleyip, hemen arkasından cildinizin ihtiyacına göre besleyici, nemlendirici veya güçlendirici bir maske uygulayın.

İlkbahar ve sonbaharda yaz güneşinden veya kış soğuğundan yıpranan cildinizi toparlamak için konsantre bakım ürünleriyle minik bir kür uygulamanız yerinde olur.

Unutmayın, sadece cilt bakımı uygulamak yeterli değildir; yaşam tarzınız, beslenme alışkanlıklarınız da cilt sağlığı için önemli faktörlerdir. Alkolden, sigaradan, çok sıcak veya çok kuru ortamlardan, fazla güneşlenmeden, uykusuzluktan ve mümkün olduğunca stresten uzak bir yaşam tarzını benimseyin.

VÜCUT BAKIMI

30'lu yaşlarda dolaşım sistemi tembelleşir, hücre değişimi yavaşlar, toksin birikimi artar. Sonuç: daha belirgin bir selülit. Bu sorun için çok da fazla çözüm yoktur. Evde veya enstitülerde yaptırılan masajla dolaşımı hareketlendirmek, spor yapmak, doğru beslenmek, güçlendirici ve sıkılaştırıcı vücut bakımları yapmak gerekir.

Göğüsleriniz de hafif de olsa sarkma başladıysa ya da önlem olarak onlara dirilik kazandırmak istiyorsanız pektoral kasları geliştirecek egzersizler yapın, duştan ve banyodan sonra göğüslerinize soğuk duş tutun. Dik durmaya özen gösterin.

Haftada 1 kez vücudunuzu ölü hücrelerden arındırıcı bir ürün uygulayın. Özellikle topuk, dirsek ve dizlerinizde inatçı davranın. Banyo veya duştan sonra nemlendirici bir süt veya kremi tüm vücudunuza uygulayın; eğer deriniz çok kuruysa vücut yağları ile besleyin.
Hangi yüze hangi saç modeli yapılmalı?
Bunun için önce yüz şekillerini bilmeliyiz. Yedi çeşit yüz şekli vardır. Bir yüzü oluşturan yedi şekil aşağıdaki gibidir.

Saçımızı kestirmeye karar vermeden önce ne istediğimize karar vermeliyiz. Saçımız mı ön planda olsun ,yoksa yüzümüz mü? İşte yüz şekillerine göre ideal saç kesimleri..

1-Yuvarlak Yüz:
Dengeli yumuşak bir yüz yapısıdır.Suratta değişiklik yapmaz. Ama yüzünüzün yuvarlaklığından şikayetçi iseniz ve bunu biraz olsun inceltmek istiyorsanız saçınızın volümünü yüksek tutacak modelleri tercih etmelisiniz. Böylece saçınız ön planda olup,yüzünüzün yuvarlaklığı biraz olsun azalacaktır.Yüzünüzün hatlarına göre öne doğru kesilmiş tutamlarda yüzünüzü biraz olsun inceltecektir.

2-Kare Yüz:
Kare yüz yapısıda yuvarlak yüz gibi dengelidir. Sertlik ön plandadır. Kare bir yüze saç kesimi yaparken eğer yüz şeklinizi değiştirmek istemiyorsanız size en uygun olanı yine kare bir kesimdir. Fakat yüzünüzdeki ifadeyi yumuşatmak, dengelemek istiyorsanız saçınıza yuvarlak modeller kestirmelisiniz.Bunu yaparken saçınıza yuvarlak bir kesimli kahkül ve şakaklarınıza inen saç tutamları yaptırabilirsiniz.

3-Diktörtgen Yüz:
Suratta değişiklik yapan ama fazla değiştirmiyen bir yüz şeklidir. Eğer yüzünüzü biraz kısalmak amacı ile kesim düşünüyorsanız çene kemiğini geçmeyecek şekilde kesim yaptırabilsiniz. Şakak kemiğini örtecek şekilde kesilen kesimler ile dengeli,uyumlu saç modellerine sahip olabilirsiniz.

4-Enine Diktörtgen Yüz:
Bu yüz şeklinde yüzünüzü biraz uzatmak ver şakak kemiklerinizin ön plana çıkmasını istemiyorsanız uzun saç modelleri ya da saçınızda yukarlara verilecek volümlerle saçınızın biçimini dikdörtgen şeklinde kesimler vasıtası ile yüzünüzü inceltebilir ve yüz yapınızda birazda olsun değişiklikler yapabilirsiniz.

5-Ters Üçgen Yüz:
Surat yapısını tamamen değiştirebilen yüz şeklidir.Bu tip yüz şekillerinde daha modern kesimler yapmak mümkündür. Makyaj için ise en elverişli yüz biçimidir. Kişileri çok enerji dolu gösteren bu yüz şekline eğer yüz biçimini değiştirmeden daha bir güçlülük katmak istiyorsanız, saçınızın yanlarını ve enselerini kısa kestirerek ,saç tepesine volüm vererek kesilen saç modellerini tercih etmelisiniz. Ama kendinize biraz dengeli,uyumlu ve yumuşak bir yüz ifadesi vermek istiyorsanız tam tersi enselerde daha çok volümü olan ve saçın tepesine doğru volümü azaltılmış saç modellerini tercih etmelisiniz.

6-Üçgen Yüz:
Saç şeklinde daha negatif olan bir yüz biçimidir. Kişileri enerjisi zayıflamış ve yorgun gösterir. Bu tip yüz şekillerinde negatif olan yüz biçimini saçınıza verilecek pozitif enerji ile dengelemelisiniz. Bunu enselerde saçı azaltarak şakak kemiğindeki bölgeden saç tepesine doğru volümü arttırarak yaptırabilirsiniz. Küçük kare kesimler yaptırabilirsiniz.

7-Baklava Yüz:
Bu yüz biçiminde saçınıza uzun, kısa, düz, dalgalı, kahküllü modelleri uygulayabilirsiniz. Sadece bunları uygularken kuaförünüz ile diyalog kurarak boyunuza,kilonuza ya da yüzünüzde nerenin ön planda, nereniz arka planda kalmasına karar vererek saç modelinizi bulmalısınız.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Yüz şekline göre saç kesilirken kuaförünüzle uzun uzun bir diyalog yapmalı, yüzünüzü mü, saçınızı mı ön plana çıkarmak istediğinizi belirtmeli, kilo, boy, giyim tarzınız ve hatta kişiliğinizi bile konuşmalı ve ona göre saç kesimi yaptırmalısınız

Cilt temizliğinin püf noktaları...



İyi bir yüz temizliği, ciltteki yağın kirlenen kısmını ve fazlasını arındırmalı ancak tümünü silip süpürmemelidir.

Bütün bir yıl yaz mevsimini bekliyoruz. Ama hepsi iki aydan ibaret ve hemen geçip gidiyor. Eylül ayını yarıladık bile! Havada tatlı bir serinlik ve rüzgar hakim. Yağmur ise yağdı yağacak. Sonbahar evimize ve kendimize döndüğümüz bir mevsim. Zaten sıcaktan kaçmaya çabaladığımız hareketli bir dönemden sonra, biraz dinginliğe ve bakıma ihtiyacımız var. Şimdi sağlık sorunlarımızla ilgilenmenin, yavaş yavaş cildimizi ve yıpranan saçlarımızı toparlamanın zamanı geldi. Güneşin pırıltısı biraz daha azalınca derin bakımlara geçebiliriz.

CİLDİNİZİ TEMİZLEYİN

Eylül başı temizlik dönemidir. Bir seyahatten sonra eve döndüğünüzde ne yaparsınız? Önce evinizi toparlar ardından valizlerinizi boşaltıp son olarak da çamaşırlarınızı yıkarsınız. Bunlar, cildimiz için de geçerlidir. Cilt bakımında ilk adım, günlük temizliktir. Her sabah ve her akşam olmak üzere, günde iki defa cildimizi özenle temizlemeli ve tonikle silmeliyiz. Ardından nemlendiricimizi sürebiliriz. Birçok insan makyaj yapmayı ihmal etmez ancak cilt temizliğine gereken özeni göstermez. Oysa makyaj yapılsa da yapılmasa da, yüzünüzün düzenli olarak günlük birikimlerden arındırılması gerekiyor.

KURU CİLTLERE KREM

Yağlı ciltlerde jeller ve losyonlar, kuru ciltlerde kremler tercih edilir. Bu tip ürünlere, genel olarak "temizleme sütü" adı verilir. Bu tip temizleyiciler, özellikle kıl köklerinde bulunan sertleşmiş sebumun (cildin yağ salgısı) ve sebuma bulaşmış olan kir ve makyaj artıklarının temizlenmesinde çok etkilidir. Bu açıdan derin bir temizlik sağlarlar. Temizleme kremlerinde daha fazla yağ (%40-50) losyonlarda ise daha az yağ (%10-25) bulunur. Yağlar, ciltteki yağı (sebum, yağ ve makyaj artıkları), su ise suda eriyebilen maddeleri çözer. Kir ve keratin pulları gibi eriyemeyen maddeler ise tonikli pamukla silinerek temizlenir. Göz çevresindeki deri çok hassastır. Bu nedenle daima özel bir temizleyici tercih edilmeli ve göz çevresine çok nazik davranılmalıdır.

MİKROFİBER KUMAŞLAR

Cilt temizliği veya hafif peeling için özel olarak imal edilen mikrofiber kumaşlar ve eldivenler oldukça etkili bir şekilde temizliği tamamlarlar. Onları sadece su ile ıslatarak kullanırsanız, daha önce özenle temizlediğiniz yüzünüzden hala kir çıktığını fark edersiniz. İçinde hiçbir kimyasal olmadığı için en hassas ciltlere bile uygulanabilir. Her yerde bulunmuyor ama rastlarsanız hem yüzünüze hem de vücudunuza uygulayabilirsiniz.

TONİK TEMİZLİĞİ ÖNEMLİ

Cildin günlük bakımı yapılırken ikinci adım, kalan son artıkları arındıran ve gözenekleri sıkıştırmaya yarayan tonik uygulamasıdır. Temizleme kremleri ve losyonlar, sabunlar ve jeller ciltteki yağı ve suda eriyebilen maddeleri çözdükten sonra, kir ve keratin pulları gibi eriyemeyen maddeler tonikle silinerek temizlenir. Tonik, özel bir solüsyondur. Genellikle su ve alkol ile hazırlanır. Bazı toniklerde salisilik asit, portakal çiçeği kolonyası, gül suyu veya daha farklı maddeler de kullanılır. Tonik seçerken alkolsüz olanları tercih edin. Sade gül suyu ve maden sodası gayet iyi toniklerdir.

GÖZENEKLERİ TEMİZLEYİN

Gözeneklerin sıkışması aslında hatalı bir ifadedir. Çünkü gözeneklerin kas yapısı yoktur. Bu nedenle de açılıp kapanması veya sıkışıp gevşemesi söz konusu değildir. Ancak biriken kirler ciltteki gözenekleri tıkayarak zorlar ve genişlemesine yol açar. Tonikler bunları temizlediği için gözenekler tekrar normal boyutlarına dönerler. Tonikler düzenli olarak kullanıldığında gözeneklerin açılmasına pek fırsat kalmaz. Öte yandan, toniklerin içinde bulunan maddeler cildi biraz tahriş ettiği için dokular hafifçe şişer. Bu tepki gözenekleri geçici bir süre için sıkıştırır. Tabii bu yapısal bir değişiklik değildir, kısa süreli bir toparlanmadır

Playboy Güzelin’in Muhteşem Görüntüleri



Playboy Güzeli Lindsay Davis’in Muhteşem Görüntüleri buyrun izleyin






alıntı : posta

Türklerin erken boşalma sorunuyla dalga geçildi!

'Türkler erken boşalıyor'
Ülkemizde 'Kimliksiz' adıyla vizyonda olan Liam Neeson ve Diana Kruger'in başrollerini oynadığı 'Unknown' adlı filmde Türklerin erken boşalma sorunuyla dalga geçildi




Berlin’de geçen filmde Neeson’un canlandırdığı karakter, Kruger’in oynadığı Gina’nın dairesine gidiyor. O anda yan daireden sevişme sesleri geliyor.

Bağırtılar karşısında Neeson, “Bu gürültüde nasıl uyuyorsun?” diye soruyor. O da gülerek, “Merak etme, uzun sürmüyor” diyor ve sevişen Türk çiftin ilişkisi iki saniye sonra sona eriyor.

KRUGER TÜRKÇE KONUŞUYOR

Filmde dikkat çeken unsurlar iki Türk’ün sevişmesiyle sınırlı değil. Film boyunca sık sık Türkçe konuşmalar da duyuluyor. Kruger, bir Türk’ün barında çalışıyor.

Türk patronun Türkçe olarak “Muhabbeti kes de işine bak” diye bağırmasına Kruger, “Tamammm” diye karşılık veriyor. Unknown bu yıl Hollywood’un en çok hasılat yapan filmlerinden biri olmayı başardı. Filmde bir kazanın ardından kimliğini yitiren bir adamın hikâyesi anlatılıyor.

masaj

masaj nasıl yapılır

masaj harika

acıkli bi şiir

Pornomu erotikmi ??

Yapılan bi anket sonrası verilen cevaplar. Bi bayanın verdiği cevaptan sonra yazacak bişi bulamadım :)



kermit Porno kadınlar adına çok küçük düşürücü, bırakın tahrik olmayı, mide bulandırıyor. Erotik daha iyi, ilişkiyi alevlendiriyor..

adsız hafif açıklık, hatta erotik durumlar daha önemli . Yanı gel beni becer diyen bir kadındansa, barda bana frkikik veren seksi bakışlar atan, hafif bacağını sıyırıp oturan kadını tercih ederim. bin kat daha tahrik edici. olayı sadece birleşmek vs. değil, yaşanılan durumun erotik etkisi patlamaya hazır bomba kadar adrenalin doludur..

adsız Ya kimin sözüydü hatırlamıyorum, ama bir ingiliz ünlü şuna benzer bir şey demişti:

"Porno ile erotik arasındaki tek fark ışıklandırmadır." =)

Neyse, ciddi olursak, B şıkkını tercih ettiğimi söylemeliyim..

adsız Bir yere kadar erotik, sonra zaten devamını partnerinle yapıyorsun...

bunlar erkeklerin yorumları

tabi birde bayan tarafı var bu işin :)

bayanx tamamen acıklık


:)))) bende sasırmıstım ..

alıntı : boxer

Hiperaktif çocukların beslenmesi


Raflardaki rengarenk şekerlemeler, çeşit çeşit çikolatalar çocuklarımızı cezbediyor ancak onların beslenme dengelerini de bozuyor. Özellikle hiperaktif çocuklarda bu durum ebeveynleri epey sıkıntıya sokuyor

Markete girdiniz, çocuğunuz hemen şekerlemelerin olduğu reyona gitti ve "bunu alalım" diye tutturmaya başladı. İstediği ürünü sepete atar atmaz "bunu da" diyerek başka bir ürünü işaret etti. Söz dinleyen bir çocuksa, uyarınızı anlayacak ve aldıklarıyla yetinecektir. Ya yerinde duramayan, kıpır kıpır, içi içine sığmayan bir çocuksa... Yerlere yatacak, o ürünü sepete koydurana kadar inadından vazgeçmeyecektir. Bir an önce kasaya ödemeyi yapıp çıkabilirseniz şanslı sayılırsınız.
Uzmanlar hiperaktif çocukların beslenmesine dikkat edilerek, davranışlarında olumlu gelişmeler kaydedilebileceğini belirtiyorlar.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, beslenme modelinin kişinin
davranışı etkileyen etmenlerden biri olduğunu, gıda sanayinde besinlere eklenen kimyasal katkı öğelerinin hiperaktivite olgularında davranış değişikliğine neden olduğunun saptandığını belirtiyor.
Hiperaktivite sendromu ve beslenme arasındaki ilişkiyle ilgili 1985 yılında yapılan bir çalışmada, katkı maddeleri eklenmiş besinlerin tüketilmesinden sonra hiperaktif çocuklarda rahatsızlık, huzursuzluk, dikkat kaybı gibi davranış bozuklukları görüldüğünü anlatan Elmacıoğlu, çalışmaların katkı maddeli gıdaların hiperaktif çocuklarda kısıtlanması gerektiği sonucunu ortaya çıkardığını bildirdi.

Elmacıoğlu, davranış bozukluğuna yol açan çok sayıda katkı öğesi ve bu öğelerin bulunduğu yiyecek grubu olduğunu söyledi.

Etsuyu, tavuksuyu tabletleri, hazır toz çorbalar, salam, sucuk gibi raf ömrü uzun et ürünler, margarinler, hazır kekler, şekerlemeler, hazır toz tatlılar, pudingler, dondurmada veya evde yapılan keklerde kullanılan vanilya, gazoz, hazır meyve suları, bisküviler ve şekerlerde bulunan katkı maddelerinin davranış bozukluğuna neden olduğunu araştırmaların ortaya çıkardığın anlatan Elmacıoğlu, bu konuda ebeveynleri uyardı.

ŞEKER TÜKETİMİ
Elmacıoğlu, şekerlerin içinde bulunan katkı maddelerinin yüksek enerji sağlamaları nedeniyle hiperaktif çocuklar için oldukça olumsuz etkiler yapabileceğine de dikkati çekerek, hiperaktif çocuklara yüksek enerjili gıdalar verilirken dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Hiperaktif çocukların beslenmesine dikkat edilerek, davranışlarında olumlu gelişmeler kaydedilebileceğini ifade eden Elmacıoğlu, özellikle annelere önemli görevler düştüğünü söyledi.

''Hiperaktif çocukların mümkün olduğunca ne yiyip içtikleri sıkı kontrol edilmeli'' diyen Elmacıoğlu, daha sonra şunları kaydetti:

''Herhangi bir besin öğesini aldıktan sonra alışılmışın dışında bir davranış gösterdiğinde o yiyecek takip edilmelidir. Hiperaktif çocuklar boş enerji kaynakları verilmeden, katkı maddeleri katılmamış doğal gıdalarla beslenmelidir. Bazı hiperaktif çocukların süt, yumurta ve balık gibi proteinli gıdalara da duyarlı olduğu gözlenmiştir. Bu çocukların az miktarlarda sık beslenmesi gerekir.''

BESLENME ÖNERİSİ
Türkiye'de henüz hiperaktif çocukların nasıl beslenmesi gerektiği konusunda yeterli bilgi bulunmadığını belirten Elmacıoğlu, hiperaktivite sendromunda yapılacak beslenme önerilerinin o çocuğa özel olması gerektiğini vurguladı.

Elmacıoğlu, diyet ve beslenme önerileri yapılırken, çocuğun beslenme hikayesi alınarak davranışları ile beslenme özellikleri arasındaki ilişkilerin iyi değerlendirilmesi gerektiğini de kaydetti.

Düzensiz beslenen çocuklar başarısız oluyor


Özellikle okulların açılmasıyla çocukların tatilden daha yoğun bir çalışma programına geçeceğine dikkat çeken uzmanlar, aileleri beslenme konusunda uyarıyor


Çocukların en sevdiği yiyecekler olan 'abur - cuburlar'ın miktarının iyi ayalanması, iyi bir beslenme düzeni çocuğun başarısını etkiliyor.
Diyetisyen Hatice Mıhoğlu Beşiktaş, başarı için çocukların abur- cubur beslenme alışkanlığından kurtarılmaları gerektiğini vurguladı. İlköğretim öğrencilerinin gün içinde 3 ana ve 3 ara öğünü düzenli olarak tüketmeleri gerektiğini ifade Beşiktaş, bu alışkanlığın kazandırılabilmesi için çocukların, atıştırma huyundan kurtarılması gerektiğini söyledi.
Okul çağında olan çocukların büyüme ve gelişme süreci içinde olduğunu kaydeden Beşiktaş, "Bu dönemde çocukların enerji harcaması yetişkinlerden fazladır. Çünkü, büyüme önemli miktarda enerjiyi gerektirir. Bu yüzden çocukların yeterli, dengeli ve düzenli beslenmeleri şarttır. Düzensiz beslenen, abur- cubur beslenme alışkanlığı olan çocuk başarısız olur" dedi.
Düzenli beslenme alışkanlığının okul yıllarında kazanılabileceğini kaydeden Beşiktaş, şöyle devam etti:
"Dengeli ve yeterli beslenen çocuk, güçlenir ve hastalıklara karşı dirençli olur. Çocuklara bol bol meyve ve sebze yedirilmeli ve bu besinler sevdirilmelidir. Ayrıca, çocuklara aralarda süt, meyve veya ayranla, sandviç şeklinde öğünler verilebilir."

En az 8 saat uyumalılar



Yeterince uyku alamayan çocuklar hırçın, halsiz olacağından, okulda dersleri dinlemekte ve dikkatlerini toplamakta zorlanabilir

Avrupa Acil Tıp Birliği (EUSEM) 2. Başkanı Uzm. Dr. Ülkümen Rodoplu, yeterince uyku alamayan çocukların hırçın, halsiz olacağını, okulda dersleri dinlemekte ve sürekli dikkatlerini toplamakta zorlanacaklarını belirterek, çocuklara günde en az 8 saat uyku alışkanlığı kazandırılması gerektiğini kaydetti.

Rodoplu, çocukların okula başlamadan önce bir doktor tarafından ayrıntılı muayene edilmesi ve bazı tetkiklerin yapılması gerektiğini belirtti.

Çocukluk çağında sık rastlanan hastalıklardan birinin, kansızlık olduğunu ifade eden Rodoplu, demir eksikliğine bağlı kansızlık durumunda, beyne yetersiz oksijen gittiği için çocukların okulda dikkatsiz ve başarısız olabileceklerini kaydetti. Rodoplu, bu durumu ortaya çıkarmak için temel bazı kan testleri yapılmasının önemli olduğuna işaret etti.

Rodoplu, ilkokula başlayacak çocuklarda temizlik alışkanlığı tam yerleşmediğinden ve okullarda temizlik açısından sorunlar yaşanabileceğinden dışkıda parazit olup olmadığının araştırılması gerektiğini kaydetti. Çocuklara, kişisel temizlik konusunda uyarılar yapılmasını isteyen Rodoplu, şöyle devam etti:

''Parazit, çocuklarda yorgunluk, halsizlik, iştah bozuklukları ve dikkatsizlik yapar. Kansızlığa yol açabilir. Genel kontrol sırasında idrar testi ve göğüs filmi çekilmesi de önemlidir. Olası böbrek hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonu ve akciğer ile ilgili hastalıklar bu şekilde yakalanabilir.

Okula başlayacak çocuklar, görme ve işitme açısından da değerlendirilmelidir. Görme ve işitmedeki olası bir aksaklık çocuğun okul başarısını etkileyecektir. Ailesinde görme bozukluğu olan ve okul çağı dönemine kadar hiç göz muayenesi olmamış çocukların bir göz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmesi, çocuğun okul başarısı ve okula uyumu açısından oldukça önemlidir. Okula başlamadan önce çocukların eksik aşıları tamamlanmalıdır.''

UYKU DÜZENİ

Rodoplu, anne ve babaların çocuklarına günde en az 8 saatlik bir uyku alışkanlığı kazandırmaları konusunda da uyarılar yaparak, çocuklarda uyku bozukluğu olup olmadığına dikkat edilmesini istedi.

Gece horlayan, ağız açık uyuyan, şişman çocuklarda ''uyku apne sendromu'' görülebileceğini, bunun, uykuda 20 saniyeden daha fazla solunum durması anlamına geldiğini anlatan Rodoplu, şunları kaydetti:

''Uyku sırasında üst solunum yollarında tıkanmalarda apneler görülür. Bu durumda kanda oksijen azalır, karbondioksit artar. Bu çocuklar uyku sırasında sık uyanır. Bu yüzden de yeterince uyku alamazlar. Ertesi sabah kalktığında hırçın, halsiz, uykuya eğilimi olan çocuklar okulda dersleri dinlemekte ve sürekli dikkatlerini toplamakta zorlanırlar.''

Okula başlayacak çocukların diş kontrollerinin de yapılması gerektiğine işaret eden Rodoplu, 5-6 yaş arası dönemde süt dişlerinin yerini kalıcı dişlerin aldığını, dişhekiminin yanı sıra ailenin de çocuklara günde 2 kez diş fırçalama alışkanlığı kazandırmalarını istedi.

ERGENLİK

Okul öncesi genel kontrolün, ergenlik çağındakiler için de gerekli olduğunu vurgulayan Rodoplu, özellikle ergenlik çağına giren kız ve erkek çocuklarda fiziksel birçok değişiklik yaşanacağını ve bunların birtakım psikolojik etkiler yaratmasının olağan olduğunu ifade etti.

Ergenlik döneminin, sağlıklı çocuklarda genellikle 10-12 yaş civarında başladığını belirten Rodoplu, şunları kaydetti:

''Biyolojik değişikliklerin tamamlanması 3-5 yıl sürer. Bu dönemde kız ve erkek farklılığı belirginleşir. Bu dönemde oluşan biyolojik değişikliklerle beraber ruhsal gelişme ve psikososyal değişiklikleri de görülür. Bazı çocuklar bu dönemi psikolojik olarak zor atlatırlar. Bu nedenle onlara, bu durumun normal olduğu anlatılmalıdır.''

Çocuğunuz sinirli mi? Gitmediğiniz doktor kalmadı, peki işitme testi yaptırdınız mı


Çocuğunuz, çevreden gelen seslere ilgisizse, ilk seslenişte cevap vermiyorsa, yükses sesle televizyon seyrediyorsa mutlaka üzerinde durun...

İşitme kaybı çocuklarda yetişkin insanlar kadar ve hatta daha da fazla karşılaşılabilen bir problem. Dahası ağrı, ateş gibi şikayetlere daha açık tepki veren çocuk işitme kaybına aynı berraklıkta reaksiyon vermeyebilir. Dolayısıyla pek çok ebeveyn tarafından haftalar, aylar, hatta yıllarca ihmal edilebilir. Özellikle bebeklerde ve küçük yaştaki çocuklarda ihmal riski artar.

Peki anneler problemi nasıl farkedebilir? Soruyu Bosphorus International Kulak Burun Bogaz' dan Op.Dr. Fuat Güder'e sorduk.

"Çocuklardaki işitme kayıpları doğuştan ya da sonradan kaynaklanabilir. En önemli belirtilerinden birisi duymayan cocuğun kendini ifade güçlügünden kaynaklanan sinirliliğidir. Erişkin işitmediğini anlatabilir ama çocuk duymakta zorluk çektiğini veya hiç işitmediğini ebeveyinlerine ifade etmekte zorluk çeker. İfade güçlüğünü sinirli, huysuz ve hırçın olarak çevreye yansıtabilir. Bu noktada aile üyelerine önemli bir sorumluluk düşmektedir."

Uzmanlar çocuklardaki işitme kaybı belirtilerini farklı yaş dönemine göre sınıflandırıyorlar. Buna göre doğumdan 6 aya kadar geçen dönemde, bebeğiniz yüksek sesli gürültülerle uyanmıyorsa, duyduğu sesleri taklit etmiyorsa ya da tepki vermiyorsa alarma geçmeniz ve bir KBB uzmanına başvurmanız gerekiyor.

6 ay -1 yaş aralığında ise konuşma sesi çıkarmaması veya tanıdık kişi ve eşyaları gösterememesi dikkate alınması gereken belirtiler. Bebek 1-2 yaş döneminde ise çevreden gelen seslere ilgisiz olması, ilk seslenişte cevap vermemesi, yükses sesle televizyon seyretmesi gibi ayrıntıların üzerinde durmak gerekiyor.

Op Dr Fuat Güder bebeklerdeki işitme sorunlarına zemin hazırlayan hamilelik öncesi ve genetik faktörlere dikkat çekiyor.
"Gebelik döneminde anne adaylarının alkollü içki tüketmiş olmaları, grip, kızamıkçık veya viral enfeksiyon geçirmeleri risk faktörleridir. Ailede kalıcı ya da ilerleyen işitme kaybı geçiren akrabaların olmasının da üzerinde durmak gerekiyor"
Özellikle yaşamlarının ilk ayında menenjit geçiren, düşük ağırlıkla doğan, kan değişimi yapılan bebekler işitme kaybı konusunda daha fazla risk taşıyorlar.

Annelerin bilinçli yaklaşımları çocuklarındaki işitme probleminin bir an önce ortaya çıkarılmasında anahtar rol oynuyor. Doktor muayenesi ve gerekiyorsa ileri teknolojinin sağladığı olanaklarla yapılan testlerle teşhis konuluyor. Ancak çocuk işitme değerlendirmesi yetişkin insanlardaki değerlendirmeden tamamen farklı. Hassas cihazlarla yapılan ölçümlerin dışında, genetik testlere de başvurulması gerekebiliyor. Dolayısıyla başvurulan merkezin ileri teknolojik sistemlere sahip işitme laboratuarına sahip olması şart. Testlerin uzman kişiler tarafından yapılması gerekiyor.

Geç konuşan çocuk tersine düşünüyor



Normalden çok geç konuşmaya başlayan çocukların, dili beynin sol tarafıyla değil, sağ tarafıyla algılıyor

Radiology dergisinde yayımlanan makaleye göre, Miami Çocuk Hastanesi'nde görevli radyologlar Nolan Altman ve Bryron Bernal, 2 ila 8 yaşlarındaki çocukların beyinlerinin çeşitli bölgelerindeki aktiviteyi manyetik rezonans tomografisiyle görüntülediler.

Bilim adamları, incelenen 52 çocuktan 17'sinin konuşmayı çok geç öğrendiğini, diğer 35 çocuğun konuşma gelişiminin normal olduğunu kaydettiler.

Annelerinin ses kaydı dinletilen çocukların beyin aktivitesini ölçen bilim adamları, konuşma konusundaki gelişimi normal olan çocukların beyinlerinin sol tarafının, geç konuşan çocukların beyinlerinin ise sağ tarafının daha aktif olduğunu tespit ettiler.

Altman, ciddi konuşma bozukluklarının, erken teşhis ve tedaviyle engellenebileceğini belirtti.

Deney sonucunun başka araştırmalarla doğrulanması halinde, konuşma bozukluklarının erken ve yan etkisiz teşhisinin mümkün olacağını söyleyen Altman, erken teşhisle başlanan tedavinin başarılı olup olmadığının da bu yöntemle kontrol edilebileceğini kaydetti.

Helena Christensen’dan hayatı güzelleştirecek 10 basit öneri


2000’lerin başında moda dünyasına veda ettiğini duyurmuş olsa da Reebok reklam kampanyası için üzerinde sadece ayakkabılar ile poz verdiğinde 41 yaşında olan Danimarkalı eski top model Helena Christensen, bu kez de bir iç çamaşırı markası olan Bali Powershape’in yüzü olarak karşımızda. Ve reklam kampanyası içeriği olarak ürünlere modellik yapmanın dışında bizlere ‘daha güzel bir hayat yaşamak için sırlar’ veriyor…

“Her günü daha güzel kılarak hayatı dolu dolu yaşayın. Minnet ve iyimserlikle her anı daha güzel kılın. İşte daha güzel bir hayat için 10 basit yöntem:

Yardımsever olun: Zamanınızı ve kaynaklarınızı dünyada bir değişme sebep olmak için kullanın. Bu yaşamınıza hem tatmin hem anlam kazandıracaktır.
Bir bahçeniz olsun: Şehirde küçük bir daire ya da şehir dışında geniş bir eviniz olsun, çiçek, bitki ve sebzeler ekmek ve onların büyümesini izlemek evinize güzellik katacaktır.
Sevgi: Hayat, paylaşacak birisi olduğu zaman çok daha güzeldir. Yakın arkadaşınız, bir akrabanız ya da o önemli insan olabilir; kalbinizi açın ve diğerleri içine alın.
İnançlarınıza sahip çıkın: Doğru olduğunu bildiklerinize sıkı sıkıya bağlanın. Manevi değerleriniz sizi uygun tarafa yönlendirecektir.
Fiziğinizi geliştirin: Vücudunuzu doğru şekillendirin. Bali Poershape vücudunuzu toparlar, kaldırır ve kıvrımlarınızı yumuşaklaştırır, böylece kendinize olan güveniniz artar ve daha güzel hissedersiniz.
Seyahat etmek için zaman ayırın: Daha önce hiç bulunmadığınız yerlere giderek sınırlarınızı genişletin. Yakın bir mesafe ya da dünyanın diğer ucundaki egzotik bir destinasyon fark etmez, yola çıkın.
Dansa gidin: Kendinizi serbest bırakın ve hemen etkisini görüp, daha dinlenmiş hissedeceksiniz. Ruhunuzu özgürleştirin.
Egzersiz yapın: Egzersiz sağlıklı bir vücut ve mutlu bir zihin için şarttır. Endorfin salgılamak parlamanızı ve güçlü olmanızı sağlayacak.
Yatak odanızı yeniden dekore edin: Basitçe nevresimlerinizi ya da duvarlarınızın rengini değiştirmek, tazelenmiş ve dinç hissetmenizi sağlayacak.
Emeklilik için para biriktirin: Hayattan en fazlasını almak için , fırsatlarınızı maksimize etmek isteyeceksiniz. Yıllık kazancınızın yüzde 10’unu kenara koymak, gelecek on yıllarda da hayatınızın güzelliğini muhafaza etmenize yardımcı olacak.”

alıntı : msn

Genc modelden nefes kesen pozlar

eng, henüz 20 yaşında olan güzeller güzeli model Anais Pouliot’ı görüntüledi. Samuel François’in stilize ettiği çekimde, Anais iç çamaşırı ilhamlı palae kürkler içerisinde ve Fransız kanişi ile birlikte… Makyaj Llyod Simmonds,saçlar ise James Pecis imzası taşıyor..







alıntı : msn

TV çocukları saldırganlaştırıyor


Küçük yaşlardan itibaren televizyon izleyen çocuklarda saldırgan davranışlara rastlamak mümkün...

Çocuklarda arkadaşlarına veya aile bireylerine vurma şeklinde ortaya çıkan saldırgan davranışların ilgi çekmek amacıyla yapıldığını belirten Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan, çocuğu oyalamak için televizyon seyrettirmenin sonuçlarını şöyle açıkladı:
"Küçük yaşlardan itibaren çocuğu oyalamak için çok fazla televizyon seyrettirilmesi, hem çocuğun sağlıklı, sosyal ve psikolojik gelişimine olumsuz etki yapıyor hem de çocuğun ebeveyn tarafından denetlenmemiş görüntülere maruz kalmasına bağlı olarak yanlış davranışların oluşmasına neden olabiliyor" dedi.
Günün her saatinde televizyon izlenmesinin çocuğun yaş ve gelişimine uymayan programlarla karşılaşma riskini arttırdığına dikkat çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü :
"Çocuk televizyonda göreceği bazı uygun olmayan davranış kalıplarını taklit etmeye çalışabilir. Çocuklar çizgi film izlediğinde doğru ve yanlış davranışları ayırdedemeyebilir. Çocuklarda kendine örnek alma, ergenlik sonuna kadar sürdüğü için olumsuz karakterlerin örnek alınması veya taklit edilmesi olabilir. Bu nedenle çocuklara gün içinde 1 - 2 saati geçmeyecek şekilde algılama seviyesine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programlar seçilerek izlettirilmelidir."

Saldırganlığı gülerek karşılamayın
Saldırgan davranışların çocukta sürekli biçimde olması halinde bunu önemli bir sorun olduğunu ifade eden Erdoğan, bu davranışların yetişkinler tarafından gülerek karşılanması halinde çocukların saldırgan davranışlara teşvik edildiğini belirtti.
Dr. Erdoğan son olarak şunları söşledi:
"Bazı yetişkinler çocuğun bu davranışını gülerek karşılar veya teşvik edici davranabilir. Böylece yetişkinler yaptıklarının bazen bilincinde olarak, bazen de farkında olmadan çocuğu etrafındaki kişilere vurmaya, bunu bir oyunmuş gibi algılamaya teşvik ederler. Bu nedenle oluşan vurma ve saldırgan tutumlar yetişkinlerin kendi davranışlarını farketmesi ve bu tür davranışlara sınır koymasıyla kolayca düzelebilir."

Olgunlaştıkça seks daha mı iyi?


Kesinlikle evet... Nasıl olmasın ki! Yaş 40’lara geldiğinde vücudunuzla barışmış olursunuz. Ne istediğinizi ve istemediğinizi bilirsiniz. Bazı şeyleri deneyince çok zevk alabileceğinizi öğrenmiş olursunuz.Yaş aldıkça, ne yapmak istediğinizi bilir, sınır koyarken bunu bilinçli yaparsınız. Vücudunuz giyinikken nasıl, çıplakken nasıl bilirsiniz. Kendinize gerçekten dokunmayı öğrenmiş ve sınırlarınızı keşfetmişsinizdir. Fantezi dünyanız gelişmiştir. Fantezileri paylaşmanın gizli keyfini bilirsiniz. Her şeyden önce, seks güzeldir; bunu bilirsiniz. Aşk yapmak, seks yapmak geyiklerine gülersiniz. Bu ikisinin aslında hiç de öyle keskin çizgilerle ayrılamayacağını bilirsiniz. Çok aşık olduğunuz biriyle doya doya seks yapmanın çok güzel olduğunu öğrenmişsinizdir. Peki, tüm bunları öğrenmek niye bu kadar zaman alıyor? Tam botokslarla, küçük estetik müdahalelerle, doğum sonrası deformasyonlarla geçen yaşlar, nasıl oluyor da aslında bedenimizden en çok zevk aldığımız yaşlar oluyor? Üstelik her geçen günle ve yaşla kadınlarda bu zevk alabilme yetisi katlanarak artıyor. Sorun tamamen aklımızda, beynimizde. Nasıl olmasın ki?! Benim jenarasyonum bekaret takıntılarıyla az uğraşmadı. Bir tarafta Yeşil çam filmlerinden fırlamış gibi duran, ilk gençliklerini yaşayamadan hemen evlenivermiş annelerimiz. Onlar Türk filmlerindeki işfetli Hülya Koçyiğit, babalarımızsa, dürüst genç mühendis Ediz Hun.


Tabii ki herkesin durumu böyle değildi, ama bizim dünyaya geldiğimiz 60’lı ve 70’li yıllarda, genellikle eğitimli orta sınıfta bu fotoğraf hakimdi. Dışarıdan her şey çok modern, anne ve baba eğitimli; ama iş seks hakkında konuşmaya geldi mi, o tabu işte. 6–7 yaşlarımda reglin ne olduğunu öğrenmiştim, çocukların nasıl doğduğunu da aşağı yukarı biliyordum. Annem anlayabileceğim bir dille anlatmıştı. Çok soru sorardım, çok. O da atlatmadan anlatmaya çalışırdı. “Seks ne demek?” diye sorduğum an annem sustu. Ben de daha çok merak ettim tabii.

BEKARET…


Ama 13-14 yaşlarında bekaret ne demekmiş anladım. Seks deyince önce bekaret konuşulmaya başlanmıştı çünkü. Bizim jenerasyonun asiliği biraz farklıydı. Siyasete 12 Eylül nedeniyle bulaşamadan büyümüştük. Ablalarımızın başına ne geldiğini görünce ve biraz da korkan ailelerimizin bizi bilerek apolitikleştirmeleriyle asiliğimiz başka alanlara kaymıştı. 13 yaşından beri Duygu Asena okuyordum. Aslında çok şanslıydık. Çünkü rahmetli Duygu Asena bizler için iyi bir rol modeldi. Kendi özel hayatını rant sağlamak için aç bakışlara sunmuyordu, zaten o zamanlar kimse bu kadar röntgenci de değildi ve belki o günlerde medyanın görevi sadece iç gıcıklamak değildi. Bizler, bedenimize nasıl sahip çıkacağımızı öğreten Duygu Asena yazılarıyla büyüdük. Peki onun yazılarıyla tanışma sebebimiz, annelerimiz de bizim kadar etkilenmiş miydi? Onlar da hem yatakta, hem hayatta hakklarıını aramışlar mıydı? Bu da annelere sorulamayacak sorulardan biri işte...


Dedim ya, politika yasaktı, isyanımız istediğimiz mesleği seçmek, istediğimiz erkek arkadaşı seçmek ve bekarete karşı gelmekle sınırlıydı. Bazı arkadaşlarım işi o kadar ileri götürdüler ki, dünyada 60’ların sonunda iyice radikalleşen feminist hareketin geç yansımaları olarak, bekaret işinden kendi parmaklarıyla kurtulu verdiler. Benim de aklımdan geçmedi değil doğrusu. Ama bilinç sizce, sadece annemi gıcık etmek için. Mesele, “Bakire değilim, kimseyle yatmadan, kendim hallettim, bedenim sadece bana ait! ” demekti.Yapmadım, korktum. Kendime zarar vermekten korktum. Hem korkak, hem isyankar olunmaz. Olsun, ben korkaklığımla 30 yaşıma kadar barışık yaşadım.

HAFİF KIZ VE I-IH OLMAZ


13 yaş önemliydi. Kim regl olmuş, kimin memesi büyümüş, kim öpüşmüş mahallede, ailede ve okulda çetelesi tutulurdu. Kuzenler, arkadaşlar birbirlerini takip eder, komşuların gözleri hem kendi kızlarının hem de başkalarının kızlarının üzerinde namus bekçiliği yapardı. İlk kez o zaman duydum, “hafif kız”,“hoppa” lafını. Tüm annelerin gayreti, kızlarını o sıfattan uzak tutmaktı. Biz de ne yapalım, annelerimize mutfakta yardım ederken, öylesine konuşurken alttan alta beynimize sızdırdıkları kodlarla büyüyorduk işte çocuk-kadın bedenimiz ve beynimizle. 15 yaşlarında öpüşme meselesini çözmüştüm, ama gerisi “ı-ıh, olmaz”dı...“Olur” diyenler de vardı; hem uzak durmaya çalışırdık onlardan, hem de deli gibi merak ederdik neler yaptıklarını. Hal böyle olunca seks o yaşlarda nasıl iyi olabilirdi ki? Öpüşüp, öpüşüp, elbisesinin üzerinden dokunulmaya izin veren, sonra“ı-ıh olmaz” diyen kızlarla, çay partilerinde en masum slow danslarda “heyecanlanan” oğlan çocuklarının seksi ne kadar iyi olabilir ki? Bedenlerimiz, hem kendimize hem de birbirimize yasaktı o yaşlarda. İşte böyle büyüdük biz
20’LERİNDE EVLENMEYENLER ÖZGÜRLÜKLERİNİ İLAN ETTİLER


20’lere doğru kimi çok aşık olup bekaretten vazgeçmiş, kimi kendini ve erkek arkadaşlarını oyalamış, kimi kendini kime, niye olduğunu anlamadan saklamıştı. Lisede biriyle sevişen kızların adları çıkmış, anneler kimilerine o kızlarla görüşmeyi yasaklamışlardı. Ama biliyor musunuz, o kızların hepsi gayet güzel, mutlu evlilikler yaptılar ve kendileriyle çok barışık kadınlar oldular. Çünkü onlar kısıtlananlardan iki tur öndeydiler. Bizim jenerasyon için üniversite yılları farklıydı. Nihayet flörtler daha özgür, ilk aşk acıları pek bir sertti. Üniversitedeki büyük aşkıyla evlenemeyenler, hırslarını sonraki flörtlerinden çıkardılar ve doya doya seviştiler. Hemen büyük çoğunluğu 35’ten sonra evlendiler ve 40’larının başında çocuk yaptılar. Kimisi hızını alamayıp, ikinciyi, üçüncüyü de doğurup, bir de üstüne üstlük ünlü olup, gazetelerde “kariyer de yaparım, çocuk da, kocam da bana çok aşık” diye, iş ve evlilikten oluşan küçük holdinglerini gözler önüne serdiler.



30’LARA GELİRKEN İÇİMİZE RUH GİRDİ


Kısıtlananlar, bakire evlenenler ya da evleneceği kesinleşince nişanlısıyla sevişenler, genellikle 30’larına geldiklerinde içlerine ruh girmiş gibi sapıtıp, kocalarını boşadılar, oradan oraya savruldular; sadece kadınlıklarını sonuna kadar hissettiren birilerine kapıldıkları için. Gözü kara olanlardan ya da nihayet gözünü karartanlardan, tutkuyu seçenlerden bahsediyorum. Hemen hemen yarısının evli bir erkekle ilişkisi oldu ya da evliyken birine kapıldılar. 13 yaşlarında “hafif” olmamak için annesinin dizinin dibinden ayrılmazken, 30’lara geldiğinde, umursamamaya, sadece tutku peşinde koşmaya, kadınlıklarını hissetmeye müptela oldular. İşte o zaman, seksin aslında çok iyi olabileceğini anladılar. Cesaretleri arttı, kendilerine güvenleri geldi.

Barda tanıştıklarıyla da seviştiler, genç çocuklarada şans verdiler. Oh be, dünya varmış! Bir de yapamayanlar var, isyankar bedenine rağmen, tutku açlığına rağmen evli kalan, kocasıyla aylarca, yıllarca seks yapmayanlar var. İşte onlar için seks daha iyiye gitmedi. Oldukları yere sıkıştılar.



EVLENİNCE SUSTUK


Bir de mutlu azınlık var. Yıllarca aynı adamla evli olup, seksi de birlikte öğrenip,kendi sınırlarını, sınırsızlıklarını birlikte keşfedip mutlu olanlar var, ama çok azlar ve konuşmuyorlar. Kadınlar nedense evlenince susarlar. Bu nedenle evli arkadaşlarımla konuşmaktan pek hoşlanmam. Özgürlüğümü mü kıskanıyorlar, bana gıpta mı ediyorlar, kızıyorlar mı, kınıyorlar mı, anlamıyorum çünkü. Aralarında kendine güvenli, zekayla çeşnilenmiş espri anlayışına sahip, dürüst konuşanlar davar tabii. Ama çok azlar. Oysa insanın herşeyin yıllara rağmen iyi gidebileceğini de duymaya öyle çok ihtiyacı var ki. Çünkü karanlıkta yol bulmak gibi geçen ilk gençlikte seks, kesinlikle bu yaşlarımızda olduğu kadar iyi değildi. Seks ?imdi çok iyiyken, aynı partnerle uzun yıllara yayılan bir ilişkide de iyi olup olmayacağı benim jenerasyonumun asıl sorunu. Çünkü bir kere kendinizi keşfettikten ve iyi seksin ne olduğunu anladıktan sonra, başa dönemezsiniz. Yani mantık evliliğini düşünüp,aman kırkıma geldim, evlenmeliyim, hatta belki anne bile olabilirim, bak Madonna’ya, yalnız yaşlanmak istemiyorum falan derken hoş biriyle, eksiğini, gediğini kabullenip evlenebilirsiniz de. Bu yaşlarda kabullenmeyi de öğreniyorsunuz çünkü. Ama o adam, birlikte yaşlanmak için doğru olsa da, ya seks sırasında sizi yakalayamıyorsa... İşte en önemli problem bu!

alıntı : boxer

Erkek çocuklara dikkat!


Uzmanlar, bir yaşına kadar testisleri anatomik yerine inmeyen çocukların anne babaların uyarıyor: İlaç tedavisiyle zaman geçirmeyin!


Üroloji Uzmanı Operatör Dr. Haluk İnal, erken doğumlarda yüzde 30, zamanında doğumlarda ise yüzde 3 oranında testislerin torbada olmayabileceğini kaydederek, bu oranın çocuk bir yaşına geldiğinde yüzde 1'e indiğini söyledi.
Bunun önemli bir durum olduğunu belirten Dr. İnal, şu uyarılarda bulundu:
''Bir veya iki testisin yerinde olmaması durumu, bir yaşına kadar beklenebilir. Eğer çocuk bir yaşına geldiğinde testis hala torbaya inmemişse, mutlaka ameliyat gereklidir. İnmemiş testisin cerrahi tedavisi dışında uygulanan ilaç tedavisinin artık 3 yaşından önce yapılması önerilmemektedir. 3 yaşından küçüklerde ilaç tedavisi yapılırsa testis üzerinde olumsuz etkileri gözlenmiştir. Bu yöntem, 3 yaşına kadar ameliyat olmayıp özellikle iki taraflı inmemiş testisi olan erkek çocuklarda denenebilecek bir tedavi yöntemidir.''
DOĞUMDAN İTİBAREN KONTROL
Dr. İnal, anne ve babaları, bu konuda doğumdan itibaren dikkatli olmaya çağırarak, şüphe durumunda mutlaka bir yaşından önce ilgili uzmana başvurmalarını istedi. Bunun gelecekteki yaşantı açısından çok önemli olduğuna dikkat çeken Dr. İnal, ''Çocuk bir yaşındayken ilaçla vakit geçirilmemeli, mutlaka ameliyat edilmelidir'' dedi.
Testisin anatomik yerine inmemesinin iki önemli olumsuz etkisi bulunduğuna işaret eden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Haluk İnal, bunlardan birisinin testisin sperm üreten hücreler üzerindeki olumsuz etkisi, diğerinin de kanser gelişme riski olduğunu söyledi. Dr. İnal, şöyle devam etti:
''Çocuk bir yaşında ameliyat olup testis torbaya indirildiğinde sperm fonksiyonu üzerinde olumsuz etki oluşmaz. Ama kanser gelişme riski ameliyat olsa bile ortadan kaybolmaz. Çocuklar ameliyat olduktan sonra dahi testisi belli periyotlarla kontrol edilmelidir. Çocuk erişkin yaşa geldiğinde kendini bu konuda kontrol etmesi için uyarılmalıdır.''
Bazı çocuklarda testisin torbaya inmesine rağmen retraktil denilen çekingen tarza sahip olabileceğine de işaret eden Dr. İnal, ''Bu çocuklarda testis torbaya inmiştir ama muayene sırasında veya herhangi bir dokunmayla kasığa kaçabilir. Bunu inmemiş testisten ayırt etmek gereklidir. Çünkü bu durumda çocuğun gereksiz ameliyatı söz konusudur'' dedi.