27 Şubat 2012 Pazartesi

'Başka birine ait erkeği hayatıma asla sokmam'



Birbirinden iddialı çalışmalarla yeniden oyunculuğa dönen Buket Dereoğlu: Bir süredir gözlerden uzak olmayı tercih eden Buket Dereoğlu 2012 yılına bomba gibi girdi


Ünlü yazarmüzisyen Kürşat Başar’ın senaryosunu kaleme aldığı, 70’lerin en sevilen parçalarını günümüze taşıyan müzikal oyun ‘Bizim Şarkımız’da sahne alıyor. ‘Eve Düşen Yıldırım’ dizisinde oynuyor.


Onu 16 Mart’ta vizyona girecek olan ‘Süpertürk’ filminde seyredeceğiz. ‘Bizimkiler’ dizisinin ‘Sekreter Demet’i ve ‘Tatlı Kaçıklar’ın Aysu’su olarak neşe ile bakan mavi gözleri ve sapsarı saçlarıyla yıllarca evimizin bir ferdi haline gelen Buket Dereoğlu oğlunu büyütmek için bir dönem oyunculuğu rölantiye aldı.


Ama bu sürede de boş durmadı ve bir mekan işletti. Şimdi oğlu Can okula gidiyor, o da oyunculuğa daha fazla zaman ayırabiliyor. Hayat dolu, enerjik, içi dışı bir, aklına geleni söylemekten çekinmeyen, çok da neşeli biri...

Bu ilk müzikal mi?


İkinci müzikalim. İlki Romantika’ydı. Ama ‘Bizim Şarkımız’ın yeri benim için bambaşka. Orkestra canlı çalıyor. O dönemin modası, şarkıları, aşkları. 15 kişi sahnedeyiz, 6 kişilik koromuz var, toplamda 50 kişilik bir kadromuz var.

Müzikal provası daha mı farklı?


İşin içinde müzik olduğu için daha zor. Şarkıcı olmadığımdan iki kat zor. Çok iyi şarkıcılarla çalıştığımız için şanslıyım. 20 yıllık arkadaşım Yeşim Salkım çalıştırıyor sahnemi. Yani çok güzel bir dayanışma oldu.

Bir yandan da ‘Eve Düşen Yıldırım’ dizisi var...


Evet, çekimler muhtelif yerlerde, bütün gün arabayla oradan oraya gidiyorum. O kadar iyi araba kullanmaya başladım ki taksici de olabilirim, servis bile kullanırım.

Bu yıl çok yoğun başladı anlaşılan hayat...


Evet hem müzikal hem dizi, hem de mart ayında vizyona girecek film. Gerçekten öyle oldu. Ama ben restoranım olana kadar hep bu tempodaydım. O ara biraz yavaşladım.

Restoran ne alaka?


Ben çalışmadan duramam. Hamile olduğum zaman evimize yakın bir yerde kitabevi açtık. Çünkü o dönem hamile halde televizyona çıkmam mümkün değil, doğumdan sonra da. Tiyatro da öyle. Ama bir şeyler yapmam lazım. İşte önce kitabevini açtık. Arkasından bir tuhafiye daha açayım dedim onu 6 ay sonra kapattım. Bir yandan kitabevi iyi gidiyordu. Sonra kitap/ cafe olsun dedik, cafe bölümünü açtık. Kitabevini devrettim. Cafe restoran olsun, içinde bar da olsun derken bir baktık bambaşka boyuta geçirmişiz işi. Ama biz bunun hiçbir zaman dış etkenlerini düşünemedik. Zekeriyaköy zor bir yer. İnsanı evden çıkmayı pek sevmeyen bir yapıya sahip. Esnaflar arası çekişmeler vardı. Ticaret zormuş, ticaret ahlakı denen bir şey var. Bazılarının çok kötü olduğunu gördüm, arkandan konuşup kötülüğünü istiyorlar.

O dönem her şey üst üste geldi sanırım?


Evet ilk başta iyi gidiyordu, 4 yıl işlettim orayı. Ama şartlar değişti. Boşandım, ortağımdan ayrıldım. Tek başıma kalınca farklı oldu. Benim biraz devam ettirme inadım oldu. Ticarette onu yapmamak lazım. Valla 3 senelik ticaret okulunu 2 kere bitirmiş gibiyim. Pratikte bana o kadar çok şey öğretti ki bu işler. Paranın yönetimini öğretti, birikimi öğretti. Düzenli harcamayı, ucuzu ve kaliteliyi kovalamayı öğretti. Hayatımda öğrenmeyeceğim şeyleri öğrendim. Çünkü benim mesleğim oyunculuk.

Sonra?


Devrettim ama paramı alamadım. Borçlandım. Epey sıkıntılı bir süreç oldu.

Bir röportajında en büyük aşkım Can demiştin.


Evet iyi ki doğurmuşum. Her akşam mutlaka onu ben yatırırım. Yanında uyumaya bayılıyorum. Hatta bazen ben ondan önce uyuyorum. Resmen babam gibi oldu. Geçenlerde koltukta uyuyakalmışım. Ablası izinde, ikimiz evdeyiz. Telefon altımda kalmış. Onu almış kenara koymuş, çay bardağımı mutfağa götürmüş. Üzerimi de örtmüş. Böyle bir tip. Eliyle yanağımı okşuyor, “Uyu bir tanem uyu” diyor, valla kalkıp ısırdım her yanını. Kocaman adam gibi. En büyük aşkım o. Gözümü açıyorum onu düşünüyorum. Büyüyünce başka şeyler çıkacak, dertler boyut değiştirecek.

Yani kendini oğluna adadın?


Hem oğluma hem işime. Şu anda sevgilim olmadığı için her şeyim Can. Zaten yaş ilerledikçe bazı şeyler sevgiliden daha önemli oluyor. Ne yazık değil mi? 20 sene önce öyle değildi. Sabahtan başlardım ay saçım başım, kıyafetim, ah şu adam demeye. Şimdi bunlar hiç önemli değil. Zaten çocuk olunca her şeyi iki kere düşünmek gerekiyor. Hayatıma sokacağım kişiyi Can da sevmeli, iyi anlaşmalı.

Çocukken böyle hareketli miydin?


Evet, annem erkek doğurdum galiba diyordu. Hala öyle düşünüyor. Sürekli hanımefendi gibi davranamıyorum. Giyiniyorum, süsleniyorum. Tuvaletler, topuklu ayakkabılar, makyaj falan. Bir yerde fenalık geliyor. Sıkılıyorum. Hiperaktifim sanırım. Amaçsız oturamıyorum. Bir şeylerle uğraşmam lazım. Eskisi gibi değilim. Artık kızdığım her şeyi açık açık söylüyorum.

Utanıyor muydun eskiden?


Eskiden ayıp diyordum, içime atıyordum. Bizim piyasamızda o kadar haksızlık ve densizlik oluyor ki. Ben haddimi bilirim ama haksızlıklar karşısında da artık düşüncemi söylüyorum. Ama neyi söyleyip neyi söylemeyeceğimi bilirim. Fikrini söylemek densizlik değildir. Bu kültürle alakalı bir şey. Yerinde ve üslubunu bilerek konuşmak gerek. Kendimi şanslı hissediyorum. Artık 40’lara yaklaştık, benim yaşımda kadın oyuncu az.

Seni hiç kötü haberlerle hatırlamıyoruz...


Çünkü hiçbir zaman aşk hayatımda birilerini yaralayacak, üzecek şekilde davranmadım. Hayatta başka birine ait bir erkeği hayatıma sokmam. Evli, nişanlı, ilişkisi olan biriyle ölsem olamam. Kendimi o pozisyona sokamam. İkinci olamam. En büyük tufaya düşmek bu. Her zaman ikinci olursun bu durumda. Ayırıp birlikte olsan bile o kişiyle asla birinci olamazsın, yine ikincisindir. Çünkü yarın bir gün sen de başkası için terk edilirsin. Bunu yapan aynısını sana yapacaktır. Ne verirsen onu geri alırsın.

“Yuva yıkanın yuvası olmaz” atasözü gibi yani?


Annemin iki evliliği bu yüzden bitmiş, benim de başıma geldi ama hiçbir zaman da karşıdaki kadında bulmadım suçu, erkekte buldum. Sen istersen dünyanın en güzel kadını ol ama bir kadın gelip bakışıyla adama öyle bir dostluk verir ki adam bakış açısını değiştirir. Dünyanın en çirkin kadını en güzel erkeği bakışıyla tavlar. Öyle bir şey var. Birilerini üzerek, birilerinin ayağını kaydırarak birilerinin hayatına girmek bana göre değil. Yapamam ben. Yapanı da eleştirmem, şartlar onu o noktaya getirmiştir. Belki de çok mutlu olanlar vardır.

Karşıma çıkan çöpsüz üzüm olsun diyorsun...


Renk, dil, din, ırk hiçbir ayırımım yoktur. Sadece kişinin karakteri önemli. Biriyle beraberken kalkıp başkasıyla ilişkiye girmesi bana ters geliyor. Ben çocuğuma da bunu öğretiyorum. Dışarıdan dört dörtlük gözüken çok insan var ama çoğu ruh hastası. Dış görüntüsüne bakarak insanlara mükemmel demek yanlış. Bizim işimizdeki insanları öyle bir hale getiriyorlar ki! Biz medya maymunu oluyoruz. Özelin olamaz. Hiç tanımadığın insanla bile adın çıkabiliyor. Ama ben duyduğum ve gördüğüm her şeyin cevabını veriyorum.

Oyuncu olmayı nasıl seçtin?


Aslında hostes olmak istedim. Bütün dünyayı gezmek için. Annem karşı çıktı. Uçak düşer müşer, ben meraktan ölecek miyim dedi. Kıyafetlerine ölürdüm hosteslerin. Ben de üniforma hastalığı var. Hemşire de olabilirmişim. Çok iyi hasta bakarım. Bazı okullarda forma yok, gıcık oluyorum. Bende disiplin hastalığı var. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde yatılı okudum. Serbest kıyafetleri sevmem.

Boşanma ve iş açısından çok sıkıntılı bir dönem geçirmiştin, bu dönemi nasıl atlattın?


Bir dönem çok kötü geçti. Hiçbir taraftan nefes alamıyordum. Valla çok iyi dostlarım var. Özellikle 3-4 kişi var hayatımda değer verdiğim, onlarla atlattım. Dostluk çok önemli bir şey. Hele bizim yaşımızdaki insanlar için çok önemli. Eskisi gibi değil. Gençken herkesi arkadaşımız sanırız, sabun köpüğü aşk, sevgili gibi kavramları geçiştiririz. Ama yaş aldıkça farklı oluyor. O zaman daha çok değer vermeyi biliyoruz. Çok büyük huzursuzluğum vardı. Ama bunu eve yansıtmamaya çalıştım. Evde hem oğlum hem kızım var. Kızım dediğim Can’ın bakıcısı. O bizim için Can’ın ablası. Kendim doğursam bu kadar severdim. Benim ailem onlar. Boşandığın zaman aile bozulmuyor. Çok güzel bir ailem var.

Eski eşinle arkadaş kaldınız...


Boşandıktan sonra anlaşmazlıkların çoğu bitti. Çoğu insan “Nasıl hala dost kalabiliyorsunuz?” diye soruyor. Ama dost olmamak için aptal olmak lazım. Bir çocuk varken ortada, birbiriniz hakkındaki düşünceleriniz hiç de önemli değil. Çünkü çocuk sizi ayrı görmüyor. Biri anne biri baba. Bizi aynı ölçüde, aynı değerde görüyor. Boşanan aileler bazen ötekini düşman yapar. Çok büyük hata, bir cani yetiştiriyorlar. Anne baba empati yapmalı. Onlar birbirinden nefret etse bile bunu çocuğa yansıtmamalı.

Yıllardır sanki hiç değişmedin? Formunu nasıl koruyorsun?


Valla iştahım yerinde, diyet yapmam ama spor yapıyorum. Fitness aletlerim, kum torbalarım var. Mekik ve şnav çekerim. Hep evde yapıyorum sporumu. Onun dışında hep böyle zayıftım zaten.


Alıntı:Posta

Hiç yorum yok: