6 Mart 2012 Salı

'Bir yerde Allah, bir yerde bir yerini açmış kadın'


Nihat Doğan'ı hepimiz biliriz. Sert çıkışları, ilginç sözleri ile pek çok kişinin sevdiği biri oldu. Son zamanlarda da Twitter'da yazdıklarıyla internetin fenomeni olmuş durumda...


Habertürk'ten Magazin Yazarı Begüm Çelikkol'un röportajından:


Survivor'da başladı şimdilerde internetin fenomeni oldu... "Nihat Doğan sakal gibidir kestikçe daha gür çıkar", "Bu bir savaştır ve benim bu savaştaki rolüm sakat sinektir! Biz sakat sinek olmasını bildiğimiz gibi ebabil kuşu olmasını da biliriz", "Önüme trilyarlar serseydiniz. Siz sahte okeyler size çok teşekkür ediyorum", "Saygıda sıfır hatayla oynarım" gibi sözlerle sevildi. Biz de Nihat Doğan'la bir söyleşi yapmak istedik ve aklımıza takılanları sorduk...

Çocukluğunuzdan başlayalım..

Yok benim çocukluğum...

Olur mu? Mutlaka birşeyler vardır... Nasıl bir çocuktu Nihat Doğan?

O zaman da dik başlıydım. Asiydim. Çocuktum... İyi futbol oynardım, devamlı şarkı türkü söylerdim...

İlginç bir anınız yok mu? Ağaçtan düştüm gibi...

Öyle şeylerim yok... Çocukken Kurban Bayramı'nda babam bayramlıklarımızı almıştı. Onlarla uyurdum bir hafta boyunca. Mahallede bir tosun kesiyorlardı. Ben de tam karşısına geçmiştim. Tüm kan üzerime sıçramıştı. Bayramım zehir olmuştu...

Et yememe gibi bir durum oldu mu sonrasında? Benim de buna benzer bir hikâyem var, et yiyemiyorum şimdi...

Olur mu hiç öyle? Onu da yemesek ne yiyeceğiz Allah aşkına. Balık da yiyeceksin... Onu da anlamıyorum, vejeteryanlar... Balık da yiyorsun yani.

MADONNA MESELESİ

Madonna konusuyla başlamak istiyorum aslında... Biletler hemen tükendi, 50 bin kişi izleyecek konseri...

İzlesinler... Sapla samanı karıştırmayalım. "Gidelim, vuralım, konser yaptırmayalım" demiyoruz ki. Demokrasi yaşıyoruz. Demokrasi adına insaf! Demokrasi deryasında yüzüp de demokrasiden nemalanmayan insanların demokrasi timsali olup demokrasi bayraktarlığını yapmalarına insaf, edep diyorum. Demokrasi, bunlara göre demokrasi. Bize gelince de "Faşizanca yaklaşım". Amerika'da olsa insanlar ellerine megafon alıp sokaklarda Amerikan Başkanı'na hakaret ediyorlar.

Siz de tepkinizi koydunuz yani...

Demokratik çerçevede tepkini koyabiliyorsun. Biz de tepki koyduk ortaya. Yoksa 100 bin kişi de izler, bana ne? Konsere gidenlere küfür de etmedik. Bana kalırsa "Gelmesini istemiyorum" dedim. "Madonna gelmesin" diye bir başlık açtık, Trend Topic oldu. Kaşrı zihniyet de açtı bir başlık. Twitter, Türkiye'nin aynası demek değildir. Benim annem de Twitter bilmez, kimsenin annesi bilmez. Burada üniversite gençleri ağırlıklı olmak suretiyle girilen bir platform var. Demokratik manada verilen tepkilerden ziyade tepkiye tepki gösterir olmuşlar. Yıllarca "Susma sustukça sıra sana gelecek" söylemlerini görürken bugün bakıyoruz "Sus, susmazsan sıra sana gelecek" söylemlerine başladı. Büyük bir gaflete düştüğümüzün göstergesi bu.

"BİR TARAFTA ALLAH BİR TARAFTA BİR YERLERİNİ AÇMIŞ KADININ ŞARKILARI..."

Biz sizin Madonna haberinizi yaptıktan sonra çok tepki aldık...

Biz istersek o konseri orada yaptırmayız. Kafamız bozulursa o konseri orada yaptırtmayız. Bizim buradaki amacımız gelen insanlara küfür etmek değil. Madonna gelse ne olur, gelmese ne olur? Ameller niyetlere göredir. Bizim niyetimiz manevi bir meseleydi. Biz "Allah için gelmesin" dedik. O klipteki mesajda "Bugüne kadar bildiklerinizi unutun" diyor. İngilizce yazsaydı oralı dahi olmazdık. Koca koca adamlar "Mevlana da dönüyor" diyor. Mevlana orada ters dönüyor. Allah'ın Kur'an'ına, İslam'a hakaret etmiştir. "Size öğretilenleri unutun" demişlerdir. "Kur'an yalan" demişlerdir. "Unutun" demişlerdir. Biz de "Unutmayız" dedik. Bizden yana olanlar da haktan yana olanlar.

Bir taraftan Allah var bir taraftan bir yerlerini açmış, 50- 60 yaşındaki kadının şarkıları var. Eğleneceğiz diye cennetten mi olacağız? Onunla aynı zihniyeti paylaşanlar seni ararlar, telefonunu da kilitlerler. Bunlar acınacak haldeler. Endonezyalılar gelmiş Osmanlı'ya, "Bizim ülkemizi sömürüyorlar. Siz adaletçisiniz. Ölüme, zulüme karşısınız, bizi zulümden kurtarın" dediğinde Osmanlı padişahı, "Gereği düşünülür" demiş.

Yardım isteyen Endonezyalılar, geri döndüklerinde vatandaşları "Osmanlı bizi kurtaracak mı?" demişler. Elçiler de, "Padişah gereği düşünülür" demiş. "Yandık, zulüme devam" demişler. Aradan 20 gün geçmiş, denizden gemiler yaklaşmış. Çok korkmuşlar. Bir bakmışlar ki gelen Osmanlı askeriymiş. Osmanlı gelip zulümü bitirmiş. Biz böyleyken, İslam alfabesinin Müslümanlar için yanlış mesaj veren toplumları savunur olmuşuz.

Onlar "Kur'an alfabesi değil o" diyor ama...

Yalan. Kur'an alfabesinde olan harflerdir onlar. Oradaki yazan cümle "Şimdiye kadar öğrendiklerini unut". Ey Madonna Hanım niye unutalım? Sen unut! Unutun bu işleri. Diyebilir misin? Dediğinde Vatikan ayağa kalkar. Biz cahiliz de onlar mı bilgili? Tıpta ne buluşunuz var? Ne icat ettiniz?

Yıldız Tilbe de konuştu bununla ilgili...

Hindistan'a gitsinler, ineğe tokat atamazlar. Hz. Muhammed puta tapanlara "Bu puttur, tahta" demiş. Adamlar ateşine, putuna sahip çıkıyor. Allah'ın Resulüne inanmıyor, puta inanıyor. Puta can veriyorlar. Kardeşim bir putperest putuna sahip çıkıyorsa biz de cahillere, ahmaklara, Madonna'ya bildiklerimizi unutturmayız...

Film projeniz var... Bahsedelim mi?

Üç sene önce hikayesini yazmıştım. Ada'ya gitmeden önce senaryolaştırmaya başladım. Ada'da meşakatliydi gidip gelme. Van için yapılan single çalışmaları, konserler derken şimdi ağırlık verdik. Gece gündüz çalışıyorum. Bir ay içinde bitiririz. Karakterler oturmaya başladı. Allah nasip ederse çekeriz...

Dram mı, komedi mi olacak?

O sır olsun. Okan Bayülgen'in filmde olmasını istiyordum. Kabul etti. İzleyici de çok sevecek onu o rolle. Erol Köse'nin de olmasını istiyorum. Senaryo biterken cast çalışması da biter.

Kaset çıkacak mı?

Mart'ın 9'undan sonra konserlerimiz var. 15 konserimiz var. Londra ile başlıyoruz. Biletlerimiz bitti. Single çıktı. Yaza doğru bir albüm olacak. Filmi çekip yayınlamak sonrasında...

Dizi projesi peki?

Hababam Sınıfı ile anlaştık. Ağustos'ta olacak. Yeni sezonda ekrandayız yani...

Size "Derya Büyükuncu" desem..

Komik adam, çakma Tommiks. Olimpiyatlara gidemiyor. Görüyorum, üzülüyorum. Türkiye'de yaşıyor. Burada elitist, kendini beyaz adleden, halkı kendine yakıştıramayan, cuntacı, statükocu bir zümre tarafından yönetildik. Osmanlı'da da saraylılarla halk arasında bir kavga olmuş. Divan edebiyatçıları hep aşağılanmış. Silahla susturmuşlar onları. Aynı sistem devam ediyor. Maalesef yüzünü halka dönenler, halkın acılarını dile getirenler yok edilmiş. Kendilerine hizmet eden içi boş sanatçıları, yazarları, gazetecileri büyük olarak yutturmuşlar. Dönüp bakıyorum Türkiye bundan 10 yıl önce askerinin mermisini yapamıyormuş. Aydınların bir tane edebi eseri yok.

Tıpta buluşu yok. Kazandırdığı marka yok. Bakıyorsunuz, biz bunları söylediğimizde kötü oluyoruz. Tekerlerine çomak sokuyoruz. "Yanlıştır" diyoruz. Adam 50 yıldır darbukayla ayı oynatmaktan başka şey yapmamış. Ne verdiniz bu millete? Ölüp gittiğinizde ne diyecekler? Bu millete ne verdiniz? Bu millet sizi neyle anacak? Baktığınızda "Darbukayla ayı oynattım" diyecek. Bu mu yani?

Biz Kırdın Kalbimi'den buraya geldik. Değişeceksiniz. "Çok iyi sarhoş taklidi yapardım" diyorlar mesela. Biz sizi ayık görmedik ki? Basına hakim olan bu zihniyet darbukayla ayı oynatanları büyük sanatçı diye millete yutturdular. Nihat Doğan çıktı, "Bunlar sanatçı değil. Ne verdin millete?" dedi. "Biz ayı
oynattık" diyorlar. Bu elitist tayfa halka olan öcünü Nihat Doğan'dan alıyorlar. Tayyip Erdoğan'ın hıncını bizden alıyorlar. O zihniyet kini bizden çıkarıyor.

"LÂFA GELİNCE ESERSİNİZ, İCRAATE GELİNCE PAMUK ŞEKERSİNİZ"

Derya Büyükuncu'ya gelsek artık...

Yıllarca Fazıl Say peşinden gittiniz. Fazıl Say, "Fetif 1453 Türk'ün Türk'e reklâmı" diyor. Fazıl Say sen çaldıklarınla Avrupa'nın reklâmını Avrupa'ya yapmadın mı? Sen ne verdin? Verdikleri birşey yok, vallahi de yok, billahi de yok. Öldüklerinde birkaç cuntacı paşa gelir cenazelerine. Halkı arkasına almış, inadına çıktığı her program kalabalık olmuş, konserlerinin biletleri aylar öncesinden bitmiş, atılan iftiralara rağmen Hak'ka ve halka sığınmış, herşeye rağmen çığ olmuş, tsunami olmuş Nihat Doğan var. Öbür tarafta Milli formayı satmış biri var, dansta yarışmış. Milli forma için kendisini geçen çocukları şikâyet etmiş, bunu yapacak kadar gözünü kan bürümüş, Türkiye'ye uğramamış kişiyi medya yere göğe sığdıramamış. Biz de bunları söyledik. "Gidemezsin, annem gider sen gidemezsin. Ben bu parayla okul yapacağım. Gel yüzme okulu yapalım.

Sen de yeni şampiyonlar getir" demişim. Gözünü kan bürüyenler, o çakma kovboy Derya gibileri, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışanlar onu destekledi. SMS dilenciliği yapmış, "Okul yapılacaksa en güzelini ben yaparım" demiştir. Biz unutmayız. Hani okul nerede? Olimpiyata gidemedi. "Okul yapalım" dediğimizde "Nihat Doğan cinlik yaptı" diyenlere sesleniyorum, oy verdiğiniz adam dolandırıcı oldu.

Adada da kedi gibi kaçıyorlardı. İşi yap. Olimpiyata gidemedin. O zaman yüzüne karşı söyledim. Ahlaksızlık içinde olmam oy alacağım diye. Finalde felsefeci oldu. Biz dedik ki, "Bize felsefe yapma. Konuşan bir çoban susan bir alimden daha ahlaklıdır" dedik. Susarak kendisini elitist gösterdi. Adamlık da kalmadı. Cevabını ver. Lâfa gelince esersiniz, icraata gelince pamuk şekersiniz.

Sahtekâr, dolandırıcı okul yap. Milleti dolandıracaksın. Geveze eşi çıkıp konuşsun şimdi. Edi ve Büdü gibi çıkmışlardı ortaya. Okulu yapmazsa onu her yerde rezil edeceğim. Amerika da onu kurtarmayacak, uzaya çıkacak. Getirmem onu buraya. Biz tarihe hep not düştük. "Dünyanın yenişlmeyen tek ordusu zamandır" dedik. Bir sene oldu. Bunlar susarak milleti dolandırdı.

Adada da biliyorduk nasıl yalancı olduğunu. Mesele temiz havuzda yüzmek değil mesele kirli okyanus sularında timsahlarla savaşmaktır. Olimpiyata gitmiyorsa okulu yapacaak. Yaptıracağım o okulu. Bu parayı ona yedirmem. Allah'a can borcum var onun dışında kimseye borcum yok. Çık konuş oğlum. Ben onun dolandırdığını söyleyince kötü oluyorum. Biz icraat hastasıyız.

Peki Pascal desem, ne dersiniz?

O neyin kafasını yaşıyosa bize de söylesin. Akşam boynumuza sarılıp sonra hatırlamıyorsa ne içiyorsa azaltsın.

"Ben kıro değilim" diyor...

Kendisini mi kandırıyor? Bizi konuşturmasınlar. Biz düşmanlarımızı bile belden aşağı vurmayız. Bana bir Serhat Bey geldi. Anlattı. "Biz belden aşağı vurmayız" dedik. O düşman olsa ne olur? Pascal buraya gelmiş, işinde ekmeğinde. Serhat kimdir bize açıklasın. Ona Serhat'ın selamını söyleyin.

Alıntı:Posta

Hiç yorum yok: