10 Mart 2012 Cumartesi

'Bu dizide büyüdüm'


Hayat mücadelesine 1-0 yenik başlayanların mücadelesini anlatan 'Arka Sıradakiler' dizisiyle uzun zamandır ekrana gelen Sinem Öztürk (27) geçen yıllar içinde sakat kaldı, karakolla tanıştı, tımarhaneye kapatıldı... Ve durmadan ağladı


Dizide o kadar çok ağlamak da gerçek hayatta onu depresif yaptı. Biraz bu nedenle, ama daha çok, artık büyüdüğü ve liseli formasının içinde kendini iyi hissetmediği için, başka limanlara yelken açmaya kararlı. Evet, gerçekten. Bize inanmıyorsanız anlattıklarına kulak verin...

5-6 yıldır her hafta evlere konuk oluyorsunuz ama biz Sinem Öztürk’ü tam tanımıyoruz. Kimsiniz, nasıl bir aileden geliyorsunuz?

Babam serbest meslek sahibi, annem ressam. Bende de yetenek var ama bir türlü bunu geliştirecek çalışmalar yapamadım. Bir de erkek kardeşim var.

Sanatsal yeteneklere sahip bir ailede büyümenin ne tür getirisi oldu?

Sanatsal genlerim başka bir alanda ortaya çıktı. Yaratıcılığımı senaryo ve oyunculuk üzerine yoğunlaştırdım. Annemin resim atölyesi vardı; restoranların duvarlarına büyük resimler yapardı. Şimdi küçük boyutta tablolar ve porselen boyamaları yapıyor. Ben de ona yardım ediyorum. Film izlemeyi, sanatla iç içe olmayı seven bir ailem var. Onların desteği, işimde başarılı olmama önemli katkı sağlıyor.

Oyunculuktan önce nasıl bir hayatınız vardı?

Okul yıllarında çok çalışkandım. Ama yalnızlığı sevdiğim için dersaneye gitmez, evde kendim çalışırdım. Kısa öyküler yazar, onları hayata geçirirdim. Yazdığım bir hikayede kız, paten kayıyordu. Paten kaymayı bilmediğim halde öykümdeki gibi kaymaya kalktım, kolumu kırdım. İyileştim, tekrar kaydım, aynı kolumu bir kez daha kırdım. Ortaokul yıllarında voleybol oynadım. Voleybolu profesyonelce yapacağımı düşünürken babam beni tiyatro kursuna yazdırdı. Bir çocuk oyununda kelebek rolünü üstlendim. Sahnede olmanın keyfini almıştım. Lisede spikerlik-sunuculuk kurslarına gittim. Üniversiteye geldiğimde sinema-televizyon okuyup yönetmen olmaya karar vermiştim. Ailemin ‘kolunda bir altın bilezik olsun’ yönlendirmesiyle yönetmenlik okudum.

Okul devam ederken dizi başladı. Şöhret, arkadaşlarınızla ilişkinizin boyutlarını nasıl değiştirdi?

Bu dizi yüzünden okulu bitiremedim: Sekizinci yılım ve hâlâ mezun olamadım. Kemikleşen bir çevrem var. Yeni kişileri yakınıma almıyorum.

Nasıl keşfedildiniz?

Üniversitede okurken kısa filmlerde oynadım. Gündüz okula giderken gece dizilerde rejide çalıştım. Sonra ‘Duvar’ dizisinde oynadım. Oyunculuğu düşünmüyordum ama senaryo hoşuma gitmişti. ‘Duvar’da birlikte oynadığımız Bülent Çetinaslan ile beni ‘Arka Sıradakiler’ dizisine transfer ettiler.

‘Arka Sıradakiler’de büyüdünüz. Başlangıçla bugün arasında neler değişti?

Çok doğru. 22 yaşında başladım diziye, şimdi 27’yim. Bu dizide büyüdüm. Olgunlaştım. Bu nedenle görsellik, oyunculuk, dublaj, duruş açısından çok büyük fark var.

Uzun soluklu dizide oynamanın avantaj ve dezavantajları ne?

Her yıl sözleşme yenilerken “Acaba bu kadar uzun süre öğrenciyi oynamak doğru mu?” diye sordum kendime. Seyircinin karşısına başka bir rolle çıkmak avantaj olabilir. Bunu dezavantaja çevirmemek için bundan sonraki proje önemli. Büyüdüm, liseliyi oynamak komik oluyor. Formanın içinde artık kendimi iyi hissetmiyorum.

Gelecekle ilgili planlarınız neler?

Beni sıçratacak bir karakteri oynamak istiyorum. Senaryosunu yazdığım filmi yönetmek hayalim. Dizi değil, sinema yönetmenliğini istiyorum.

‘Ekranda sürekli ağlamak beni depresif yaptı’

5 yıl boyunca aynı karakteri oynamak normal yaşantınıza ne tür etkiler yaptı?

Gamze, çok yönlü bir karakter. 5 yılda başına gelmeyen kalmadı: Sakat kaldı, kavga etti, karakola düştü, tımarhaneye kapatıldı... O kadar çok duyguyu bir arada yaşadım ki 5 ayrı karakteri canlandırmış gibiyim. Ama dişi bir karakter olduğu için sıkılmadım. Başı beladan kurtulmadığı, her bölümde ağladığı için, normal hayatta sulugözlü oldum. Migrenim var, sürekli ağlamak beni depresif yaptı. O aralar canım gülmek istemiyordu.

Bu dizi, toplumda daha çok kimlere dokunuyor?

Hayat mücadelesine 1-0 yenik başlamış olanlara. Ailevi nedenlerle, toplumsal gerekçelerle itilmiş, bunlara şiddetle yanıt vermeye çalışan gençlerin hikâyesini anlatıyoruz. Paranın o kadar da önemli olmadığına inanıyorum. Maddi açıdan çok zor durumda olan ailelerin çocuklarının hangi başarılarla kendilerinden bahsettirdiklerine şahit oluyoruz. Ben parasızlığı gerekçe olarak kabul etmiyorum.

‘Akarken dolduracaksın’

Bir yanda dizi sürüyor, diğer yanda hayat devam ediyor. Bu süreçte içinizin gittiği iş oldu mu?

‘Muhteşem Yüzyıl’. Güçlü kadın karakteri beni çok etkiliyor. Küçüklükten beri idolüm Hürrem’di. Karakteri önemli değil, o dizide oynamak isterdim.

Sizin de entrikacı bir tarafınız var mı?

Olmaz mı? Her kadın gibi. Aşkta entrika yapıyor olabilirim ama genellikle içimde tutmaya çalışıyorum.

Kazandığınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gayrimenkul alıyorum. Babam bu konuda beni yönlendiriyor. Para tutma konusunda kadınlar çok başarılı değil. İlk birkaç yıl alışverişe çok para harcadım. Ama bizim sektör ‘akarken dolduracaksın’ mantığıyla çalışıyor. Yarınımızın ne olacağı belli olmadığı için yatırıma yöneldim.

‘Gençlik dejenere’

Sizin yaşınızdaki gençlerin gündemi nasıl?

Genelde ilk sırayı aşk alıyor. Ama tabii kişinin işleri yolundaysa... Tek başına mücadele veren biriyse, birinci sıraya iş kaygısı yerleşiyor.

Gençliğin dejenere olduğu eleştirileri var.

Evet. İnternetin, sosyal paylaşım sitelerinin dejenerasyonda etkisi olduğuna inanıyorum. Evlilikler, aşklar da dejenere oldu. Bu noktada doğru kişiyi bulmak çok zor. Herkes herkese o kadar kolay ulaşıyor ki, arada özlem diye bir duygu kalmadı. Yolda gördüğün birinin ismini biliyorsan Facebook’tan ulaşılabiliyor. Duvarların kalkması, saf duyguları öldürdü.

Alıntı:Posta

Hiç yorum yok: