3 Mart 2012 Cumartesi

'Eleştirilirsem yatağa düserim'


Sevilen dizi ‘Yalan Dünya’daki Nurhayat karakterine can veren Gupse Özay’la ilgili ‘Ekşi Sözlük’te yapılan “Nutella gibi kadın, hayal taciri, yetenek avcısı” yorumlarını okuyunca “Yok artık” diyebilirsiniz. Demeyin. Orada yazılanlardan çok daha fazlası Gupse Özay. İnternetteki videosundan keşfedilen Gupse Özay, Nurhayat’a hiç mi hiç benzemiyor

Sizi tanımakla başlayalım sohbetimize.

30 Temmuz 1984 yılında İzmir’de doğdum. Tam bir İzmirliyim. Çok da seviyorum İzmirli olmayı. Ailem hâlâ orada, evli ağabeyim ve ben İstanbul’dayız. Ege Üniversitesi Sinema Televizyon ve Radyo Bölümü’nü bitirdim. Aslan burcuyum, Çerkezim. Komik ve neşeli bir ailem var. Kalabalığız. Annemler 7, babamlar 4 kardeş. Kuzen sayısı 28’dir ailemde. Birlikte büyüdük. Babam ve ağabeyim avukat, annem peysaj mimarı. “Bir aileye iki avukat” yeter diyerek kendimi sinema-televizyon dünyasına attım. Dizi setlerinden TRT’ye, prodüksiyon şirketlerinden magazin dergilerine kadar birçok alanda çalıştım. 4 sene boyunca reklam yazarlığı yaptım. Yani hep kamera arkasındaydım.

Nasıl bir çocuktunuz? Oyunculuk hayalleriniz var mıydı?

Çok cadı bir kızdım. Devamlı konuşan cinsten... Sokaklarda büyüdüm, dizlerim yara bere içinde eve gelirdim. Ama çocukluğum çok keyifliydi. Bayramlarda tüm aileyi toplayıp şov yapardım. Taklit ve komedi oyunculuğum oradan geliyor sanırım. Meraklıydım, gözlem yaparak büyüdüm. Herkesi inceler, sonra taklitlerini denerdim. İlkokul ikinci sınıfta, Cansel isimli arkadaşımla skeç yazar, tahtaya kalkıp oynardık. Bütün sınıf gülerdi. Sonra diğer sınıfları gezerek adeta ‘turne’ye çıkardık. Komediyi çocukluğumdan beri seviyorum.

Gupse, Çerkez ismi değil mi? Anlamı ne?

Gupse, çerkezçe ‘canımın içi’ demek.

“Nurhayat gibilerinden cebimde çok bulunur”

Şimdiye kadar siz mi istemediniz kamera önünde olmayı?

Benim düşlerimde yönetmenlik yatıyor. Oyunculuk yapacaksam ya kendim yazarım ya kendim yönetirim diye düşündüm hep. Yazarlık konusunda örnek aldığım kişi Gülse Birsel’di. Aslında oyunculuk eğitimi aldım. Şahika Tekand’ın Stüdyo Oyuncuları’nda. Ama o, daha çok kendimi geliştirme amaçlıydı. İlerde yapacağım projelerde oyunculuk hakkında da fikrim olsun istiyordum.

‘Yalan Dünya’ya başlama hikayenizi anlatır mısınız?

Yönetmen Bülent İşbilen’in önderliğinde ‘Psikolog’ isimli 3 videodan oluşan skeçlerimizi internete koyduk. Büyük ilgi gördük. Gülse Birsel de beni oradan görüp deneme çekimine girmemi istedi. Gittim, beğendiler, Nurhayat karakterini oynamaya başladım.

Nurhayat’a nasıl can verdiniz?

Sanırım gözlem yapmama borçluyum bunu. Cebimde bu kadınlardan çok vardı: Car car konuşup her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen, konu komşu ne yapar hepsini bilen... Sokakta, kafelerde, oturduğunuz apartmanda, televizyonda, her yerdeler... Biraz kulak kabartmanız yeterli.

Karakteri okuyunca ilk ne düşündünüz?

“Ben bu karakteri uçururum” dedim. Karakter, tipik ev kızıydı: Hırslı, meraklı, dedikoducu, inatçı. Evcilik oyununu çok oynamış... Takıntılı, süslü... Gerçekte hızlı konuşuyorum, bu durum karakteri oynarken de işime yaradı.

Konuşması dışında ortak yönleriniz var mı Nurhayat’la?..

Alakamız yok. Nurhayat süslü bir kız. Ben süslü değilim, rahat ve spor giyinirim. Onun gibi evlilik merakım da yok. Çocukları çok seviyorum ama ilgi, konsantrasyon ve elverişli şartlar gerekiyor. Oysa kafamda planladığım bir dünya var: Kasaba, deniz kenarı, bahçe, balık, hayvanlar, komşular... Şehirde çocuk bakmak istemiyorum. Ben karıncalarla, solucanlarla, gece yarılarına kadar saklambaç oynayarak büyüdüm. Mümkün olursa 3 ila 7 arası çocuk isterim. Vallahi verecek çok sevgim var. Ama önce bu Gupse çocuğuyla ilgilenmem lazım.

‘Temizlik elimden geliyor ama içimden gelmiyor’

Nurhayat pek titiz. Sizin temizlikle aranız nasıl?

Pek iyi değil. Elimden geliyor ama içimden gelmiyor. Nurhayat kadar titiz değilim. Çünkü sonu yok ayol! Annem çok titizdir. Çorapları bile ütüler.

Karakterin sizi etkileyen yönleri var mı?

Cadı gibi konuşup sonra birden “Miiihh!” diye küçük kız ağlamasına çok üzülüyorum. “Ay canım beniiimm” diye sevesim geliyor.

Nişanlınızı biri elinizden almaya kalksa?

Nişanlım ya da sevgilimi elimden almaya kalksalardı ne olur bilemem, hiç yaşamadım. Tahminimce Nurhayat kezzap atar ama Gupse “Gitmek istiyorsan git” der bence.

Gerçek hayatta Nurhayat gibi cevval bir kadın, arkadaşınız olabilir miydi?

Valla kötü niyetli, kompleksli ve her daim negatif insanlar arkadaşım olamaz. Karşımdaki enerjimi düşürürse rahatsız olurum. Cevval ama sevimli bir arkadaşa ‘hayır’ demem. Zaten biz kadınların cevval bir tarafı vardır. Saklayamıyoruz. Hele İzmirliler...

Gelecek bölümlerde Nurhayat’tan nasıl bombalar göreceğiz?

Bilmiyorum. Gülse Birsel her hafta sürpriz yapıyor.

Daha önce Beyazıt Öztürk’le çalışmışsınız...

Aslında diziyle aynı anda oldu. Psikolog skeçlerini gören Gülse Birsel “Sözlünü oynayacak kızı galiba bulduk” diye videoyu Beyazıt Öztürk’e gönderiyor. O da beğeniyor. Bu sayede ‘Beyaz Show’un içinde yayınlanan ‘Oldu, Teşekkürler’ projesinde de beraber çalışmaya başladık. Beyazıt Öztürk’le çalışmak çok büyük şans.

Sokaktaki insanın tepkisi nasıl?

Televizyonda Nurhayat’ın kıyafetleri ve makyajıyla gördükleri için dışarda çok anlamıyorlar. Ama gülümseyen yüzlerle daha çok karşılaşmaya başladım. Birkaç kez sohbet ettik tanıyanlarla. “Size bayılıyoruz” diyorlar. Mutlu oluyorum.

‘Ekşi Sözlük’te sizin için yazılanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çok seviniyorum. Aman nazar değmesin. Aslında oyuncu kısmının eleştirilere karşı biraz güçlü olması lazım. Ama ben daha tazeyim, etkilenirim diye korkuyorum. Valla hastalanırım, yataklara düşerim üzüntüden.

‘İzmir’de mutlu olmak, İstanbul’da mutsuz olmak için çok bahane var’

Biz size gülüyoruz. Siz en çok nelere gülersiniz?

Benim, senin, onun, arkadaşlarımın, üst kat komşumun, herkesin başına gelen beklenmedik olaylar güldürür beni. Bir sunucunun canlı yayında gülme krizine girmesi, sokakta yürürken ayağı takılıp düşen biri (ben de düşerim hep), ilk randevusunda kaşar peynirli çorba içerken strese giren biri gibi... Yaşamın kamera arkası yani.

İstanbul ile İzmir’i karşılaştırsanız?..

Bunu kısaca yapamam. Ama en vurucu nokta: İzmir’de mutlu olmak için çok bahane var. İstanbul’da da mutsuz olmak için çok neden var.

İstanbul’da nerelerde eğleniyorsunuz?

İlk geldiğimde her yerde eğlenebiliyordum ama artık yaşlandım herhalde. Muhabbet edebileceğim, bangır bangır müzik olmayan, salaş yerleri seviyorum. Ya da dostlarla evde muhabbeti... Ama gece yarısı “Lunaparka gidelim” diye mızmızlandığım çok olmuştur.
Alıntı:Posta

Hiç yorum yok: