24 Mart 2012 Cumartesi

Her an patlayacak bomba gibi kadınım”


Çıkardığı toplam 60 albümle 'türkülerin hanımağası' lakabını hak eden, Şahan Gökbakar'la yer aldığı reklam filmiyle gündeme gelen Dilber Ay ile konuştuk: Geçmişini, ailesini, müziğini...

24 Mart 2012 - 05:00
Yazı Boyutu:
Röportaj: Çağnur Hatipoğlu
cagnurhatipoglu@gmail.com

Anlattıklarına kah güldük kah üzüldük. Fakir bir ailenin çocuğu olması nedeniyle küçük yaşta büyük sorumluluk alan, güçlü sesi, sağlam ve diktatör kişiliğiyle ayakta kalan Dilber Ay mahkumların da gözdesi. Türkiye’nin ilk mahkum programını, parmaklıklar ardında sürdüren Dilber Ay politikaya atılması yönünde gelen taleplere ise şöyle diyor; “Ben her an patlayacak bomba gibi bir kadınım. Protokolle ne işim olur?” Ve ekliyor; “Başbakan’dan mahkumlara af istiyorum.”

Şahan Gökbakar’la oynadığınız reklam filmiyle tekrar gündeme geldiniz. Hayatınızda değişiklik oldu mu?

“O şu kadar para almış, Şahan bu kadar almış” diye haberler çıktı. Herkes hak ettiği parayı almıştır. O reklamda para almadan da oynardım. Kim oynamaz ki?

Şahan Gökbakar’la tanışıklığınız var mıydı?

Ne diyeyim... Şahan bizim evde değil ama evin içinde... Ben öyle seviyorum Şahan’ı. Benim çoluk çocuğum da kendisi için ölür.

O da reklamda sizin olmanızı çok istemiş.

Doğru. “Bu rol için en uygun Dilber Ay ablam” demiş. Bana “Anam anam” deyip etrafımda dönüp duran bir çocuk... Ben de onu görür görmez “İvedik, nerdesin oğlum?” diye bağırdım. Düşün, her dakika onunla bir aradaymışız gibi..

Sizce de Recep İvedik karakteri abartılı ve maganda mı?

Hiç de değil. O çocuk, Ankara’nın çocuğu. Ezilmiş de buralara gelmiş bir çocuk. Sonra, var ya, onu kimse bilmez ama garipler için kendini adamış bir insan... Medyaya göstermeden hayır yapan bir çocuk o. Onunla beş dakika konuştum, anladım ne olduğunu. Ben insan sarrafıyım çocuğum. Onun yaşı küçük ama hünerleri çok. Bir de çalışkan çocuk. Yeni filminde beni oynatmak istiyor.

Reklam filminde siz söylüyorsunuz, müzik kanallarında Şahan Gökbakar’la düet yapılmış halini dinliyoruz. Şahan, sizin müziğinize yatkın. Ya da iyi taklit ediyor.

Canım, ben kırk yıllık Dilber Ay’ım. 60 tane kasetim var. Tamam mı? Ben türkülerin hanımağasıyım. Benim sesimin renginden dünyada bir tane erkek bile yok. Rakibim yok.

Peki kendiniz hariç kimleri beğenirsiniz?

Rahmetli Kıvırcık Ali vardı. Bir de Azer Bülbül. Allah onu aramızdan çabuk aldı. Zaten İbrahim Tatlıses başlı başına bir imparator. Müslüm Baba’yı dinlerim. Çünkü o da yanıktır. Kıyıda köşede kalmış birini de dinlerim: Mehmet Balaban.

Müziğiniz ve tarzınızla biliniyordunuz ama reklam filmiyle medyatik oldunuz.

Dilber Ay, hep Dilber Ay’dı. Yaptığım bütün kasetler ses getirdi. Ama ben medyadan uzağım.

“SES YARIŞMASINA GİRMEMİN CEZASI AHIRDA BİR GÜN KALIP SOPA YEMEKTİ”

Memleket neresi?

Aslen Halepliyim ama Kahramanmaraş- Pazarcık’ta, kara bir çadırda dünyaya gelmişim.

Çok acıklı bir hayat hikayeniz olduğunu biliyorum. Biraz anlatır mısınız?

Kahramanmaraş’ta çok fakir bir ailenin çocuğuyumdur. İlkokul üçe geçtim, Kahramanmaraş’ı terkettik. Çok iyi hatırlıyorum. Babamın, birinden aldığı Skoda marka, üstü açık, tekerlekleri eğri bir arabayla Kayseri’ye geldik. Çok yağmur vardı. Bir hana girdik. Annem yere yataklarımızı serdi. Babam da odanın ortasında, bir tenekenin içinde ateş yaktı ısınalım diye. Ondan sonra Ankara’ya yerleştik.

Sesiniz nerede ve nasıl keşfedildi?

10 yaşımdaydım... Evdeyiz... Ne ışık ne televizyon var... Pilli demir radyoyu açtım, Bedia Akartürk ‘Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün’ türküsünü söylüyor... Anama dedim ki; “Ben bu kadından güzel söylerim.” Anam “Aman sus yavrum, baban bizi öldürür” dedi. Kaşığı mikrofon yaptım, türküyü söyledim. Bu olaydan sonra, Ankara’da yaşarken Düzce’de güzel seslerin seçileceği bir yarışma yapılacağını öğrendim. Amcamın kızıyla gizlice gittik. Güya bizi kimse duymayacak... Bir gittik ki, bizim aşiret orada... “Güzel müzik dinleyelim” diye kalkıp gelmişler.

Eeee, aileniz ne yaptı?

Ne yapacak?.. İkimizi de ahıra, dört öküzün arasına bağladı babam. Bir gün boyunca orada kaldık. Sağlam sopa yedim. Dizlerim tutmuyordu.

Herhalde bir süre türkülerden uzak durmuşsunuzdur.

Nereye söylüyorsun be!.. Rahmetlik babam daha sonra bütün parmaklarımı kırdı. Sanatçıları o zamanlar iyi bilmiyorlardı. Ailem, para kazanmaya başlayınca izin verdi. Ama her yere babamla gidiyordum. Tuvalete girerdim, kapıyı çalıp “N’apıyon kız, hadi çık” derdi.

TRT’de türkü söylemeye nasıl başladınız?

TRT’de ön denemeleri kazandım. Sonra oraya 30 sene emek verdim. TRT’deyken başka işte çalışmak yasaktı. Ama para yetmiyordu, ailemi geçindirmek için Ankara’da pavyonda çalışıyordum. TRT’dekiler bunu öğrendi. Durumu anlattım, gelip evimize baktılar. Sonra bir hocam “Dilber Ay haklıymış, bırakın çalışşın” dedi. Anlayacağın; kalabalık nüfusa bakıyordum, devlet bile bana göz yumdu.

Küçük yaşta evlenmişsiniz.

Evet. 13 yaşımdaydım. Ama sonra ne oldu? Kim durdu o evlilikte? Hani, kim durdu?

“Cebimde kuruş yok ama muhtaca yardım etmeliyim”

Kaç çocuğunuz var?

Üç çocuğum var, ellerinizden öper.

Torununuz var mı?

14 torunum var, üçü evli. Torunumun birinden iki torunum daha oldu. Bütün ailem Düzce’de yaşıyor. Ben de onların başındayım. Arada Ankara’da da kalıyorum. Depremden sonra yıkılan evlerimizin arazilerini birleştirdik. Toplamda 640 metrekarelik bir arazimiz oldu. Oraya, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşayabileceği 5 ev inşa ettik. Ben de eşimle artık tamamen Ankara’da yaşayacağım. Böyle daha iyi olacak. Bundan sonra bana güvenmeyip kendi geçimlerini sağlamayı öğrenecekler. Biz onlara yıllardır iyilik etmiyoruz, hazır para geliyor, çalışmanın ne olduğunu bilmiyorlar. Bir de kalabalık ailenin haricinde komşularıma da bakıyorum.

Nasıl yani?

Kiminin evinde ekmek yok, kiminde elektrik. Buradan Düzce’ye döndükten sonra elektriği kesilmiş komşunun borcunu ödeyeceğiz. Müslüman evladıysan bana inan; evimin alt katını boşalttırıp yardıma muhtaçlar için misafirhane yaptım. Mahkum aileleri, engelliler için hazırladım. Herkes bana “Ana” diyor, yardım etmek zorundayım.

Yıllardır çalışıyorsunuz, hiç birikiminiz olmadı mı?

Günahın benim olsun, kuruşum yok. Ne bankamda ne cebimde... Canım sağ ya, hamdolsun. Allah bana güç vermiş, o ekmeği de nasip etmişse olmayana yardım etmek zorundayım. Hep bana hep bana değil. Kefenin cebi yok. Koşuşturmaktan namaz kılamıyorum ama ben de ekmek derdinde hala çalışıyorum. Çalışmak da bir ibadet.

“BU PROGRAM BENİ ŞEKER HASTASI YAPTI”

Flash TV’de mahkumlar için ‘Kadere Mahkumlar’ adlı farklı bir program yapıyorsunuz. Parmaklıklar ardında sunuyorsunuz. Tepkiler nasıl?

6-7 aydır bu programı yapıyoruz. Şu an ülkenin doğusu-batısı, Dilber Ay’ın program saatini bekliyor. Çok ağır, riskli, çileli bir program. Ağlamadığım bir günüm yok. Bu programa başladıktan sonra üzüntüden şeker hastası oldum. Her hafta üç kere hastaneye düşüyorum. Doktorlar programı bırakmamı istiyor. Ama ben biliyorum ki, o yavrularım her hafta salı günü analarının programını bekliyor. Bırakamam. Af çıkana kadar bırakmayacağım.

“Af çıksın” diyorsunuz ama caniler, bebek ve çocuk istismarcıları için de özgürlük istemiş oluyorsunuz...

Af isteğim, suçsuz yere hapiste yatanlar için. Başbakan’dan af istiyorum. Bak, bunu yazmazsan bulurum seni sonra. Programıma bir kadın geldi, 20 yıl yatmış. Hiç mahkeme görmemiş. Geçenlerde serbest kalmış. “Pardon, suçsuzmuşsun” demişler kadına. Başka bir gün, Isparta’dan bir mahkumun kardeşi mektup yazmış bana. Abisi yatalakmış. Ona bakmak için cezaevine girmek istiyormuş. Biz ne yaptık? Mektubu programda dile getirdik, büyük hükümetimiz sesimizi duydu ve felçli abiyi hastaneye yatırdı. Yoksa; bir yavruyu öldürmüş, içeri girmiş, bıraksalar ben onu idam sehpasına götürürüm.

Siz de geçmişte cezaevine girmişsiniz. Neden?

İki kere hapse girdim. İlkinde gazinoda çalışırken kavga çıktı. Birinin üstüne şahitlik yaptım. İkincisi de bir tartışmaydı. Yurtdışında olduğum için gavur benim dilimden anlamadı. Toplamda 7-8 ay yatmışımdır.

“EŞİM BANA YANLIŞ YAPARSA 20’LİK ERKEKLE YAŞARIM”

Herkesin anası olarak politikaya atılmak istemez misiniz?

Bana çok söylüyorlar bunu. Ben türkücüyüm, protokolle ne işim olur bacı? Zaten halkın sesiyim. Her an patlayacak bomba gibi bir kadınım. “Bu iş böyle olacak, olmuyorsa ‘küüüt’” diyen kadınım. Kürsüye çıksam yıkarım. Ne sağı bilirim ne solu, derin milliyetçiyim

Eşiniz İbrahim Bey sizden küçük değil mi?

Eşimden 10 yaş büyüğüm.

Onu kıskanır mısınız?

Bacı, erkek işte be. Hiç bir şey yapmasa yan gözle bakar. Ama beni aldatsa, yaşar mıyım ben onunla kız?

Kadınlar eşinizi kandırmaya çalışırsa?..

Güzel kızım, ben 100 yaşında bile olsam Dilber Ay’ım. Güzel de bir kadınım. Ne kadar diktatör olsam da bir kalp taşıyorum. Bana yanlış yapılırsa, inat değil mi? Gider, 20 yaşındakiyle yaşarım. Erkeğe çok yüz vermeyeceksin.

“Sazını kırdığım çocuk filminde bana rol verdi”

‘Beynelmilel’ filminde oynadınız. Şimdi milletvekili olan Sırrı Süreyya Önder o filmin yönetmeniydi. Sırrı Bey eskiden sizin sahnenizde saz çalmak istemiş, kabul etmemişsiniz, doğru mu?

Ankara Konak Gazinosu’nda çalışıyorum... Kara bir oğlan benim grupta saz çalmaya başladı. Ayağında beyaz pantolon, perişan halde... Baktım, ben dahil kimse bilmiyor kim olduğunu. Oğlanı kulise çağırdım, “Gardaşım, sen nerelisin?” dedim. “Adıyaman- Besne’liyim” dedi. Tatlı diliyle bana “Talebeyim, paraya ihtiyacım var” dedi. Bir daha gelmemesini, döveceklerini söyledim. “Okuyorum ablam” dedi. İtekledim onu. Kabadayılık var ya içimizde. Sazı düştü, kırıldı. 5 lira verdim yenisini alsın diye. Giderken “Abla, bir gün iyi çalarsam geleyim mi?” diye sordu, “İyi çalarsan gel” dedim.

Kötü mü çalıyordu?

Ne çaldığı da belli değildi ki! Kendine göre çalıyordu.

‘Beynelmilel’de oynamanız nasıl oldu?

Etiler tarafında bir ofise görüşmeye çağrıldım. Rolü teklif ederlerken esmer bir adam girdi odaya. “Ablam, hoşgeldin” dedi. Sesi tanıdık geldi ama... Kendini tanıttı; “Ben, Ankara’dan, Konak Gazinosu’ndan Sırrı” dedi. Ne utandım. “Bir film yöneteceğim” dedi. Garip, sazını kırdığım çocuğun sonraları kendini kurtarıp yönetmen olmasına çok sevindim.

Milletvekili olması için onu desteklediniz mi?

Yok, desteklemedik. He desek yalan olur.

Alıntı:Posta

Hiç yorum yok: