29 Ağustos 2012 Çarşamba

'Doğru nefes al hastalıktan kurtul'

Türkiye'de 'nefes ve nefes terapisi' denince akla gelen tek isim olan Nevşah Fidan Karamehmet ile İstanbul-Küçük Bebek Yokuşu'ndaki merkezinde buluştuk
 
Röportaj: Sinem Yıldırım
sinem.yildirim@posta.com.tr

 İnsanların yaşamında köklü değişimler sağlayan nefes sistemini konuştuğumuz söyleşide, nefesi açmanın hastalıklara ne kadar iyi geldiğini duyduk, şaşırdık. Hastalık-nefes ilişkisi, özellikle de kanser konusunda Nevşah Fidan Karamehmet’in söylediklerini ilgiyle okuyacaksınız.
Aslında mimarsın. Ne zaman tanıştın bu terapi şekliyle?
10 yıl önce. Başlangıçta amatörce yoga, meditasyon, enerji çalışmaları yapıyordum. Sonra çalışmalarım nefesle devam etti. Etrafta bu kadar yanlış nefes alışkanlığı, çarpık bakış açısı, kaybolmuş insan varken mimarlık yapmaya devam edemezdim. 10 yılda 10 binin üzerinde insanla çalıştım. Neler gördüm neler...
 Nefes terapisi nedir, nasıl yapılır?
Çarpık ve problemli nefes alışkanlıklarını çözmeye yarayan sistemdir. Ayrıca, dünyanın en güçlü dönüşüm ve arınma aracıdır. Gelmiş geçmiş tüm detoks, arınma ve şifa yöntemlerinden daha etkilidir.
Kişinin yaşamını nasıl etkiliyor?
Bir insan, nefes kapasitesinin tamamını kullanamıyorsa bedeni tam kapasiteyle çalışmıyor demektir. Türkiye’de yaşayanların yüzde 99’u nefes kapasitelerinin sadece yüzde 30’unu kullanıyor. Bu yüzden çabuk yaşlanıyor, hastalanıyor, başarısız oluyor, isteklerini gerçekleştiremiyorlar. Düşünsenize: Daha fazlasını yapabilecekken nefesinizi sınırlandırarak kendinizi kısıtlıyorsunuz. Zekanız, yaratıcılığınız, hücre yenilenmeniz, bağışıklık sisteminiz, duygularınız, kalbiniz, aklınız... Nefesiniz yeterli değilse her şey olumsuz etkileniyor. Sonuçta mutsuz, tatminsiz yaşamlar ortaya çıkıyor. Oysa hepsi değiştirilebilir.
Bu nasıl mümkün olacak?
Nefesinizi nasıl açacağınızı bazı tekniklerle öğretiyoruz. Kurstan sonra yaşamınız boyunca doğru nefes alıyorsunuz. Nefesiniz açıldığında seks kapasiteniz bile artıyor. Daha dinç, fit, zeki, huzurlu, güzel, dingin oluyorsunuz. Nefesin mucizesi kişinin cildine, gözlerine, yüzüne, her yerine yansıyor.
Danışanlar arasında nefes terapisinden sonra yaşamı tamamen değişen kişiler oldu mu?
Yaşamı değişmeyen kimse olmadı. Genelde insanlar nefesle ve benimle karşılaşmalarını ‘nefesten önce ve nefesten sonra’ diye ikiye ayırıyor. Düşünsene, hayat boyu kısıtlı nefes almışsın, yaşamı kısıtlı algılamışsın, anlamadığın, çözemediğin, ulaşamadığın, yönetemediğin durumlar, insanlar olmuş. Hep bir şey eksik sanki... Nefesini tutuyorsun çünkü! Nefes almıyorsun hatta. İnsanlar, o kadar az nefes alıyorlar, kapasitelerinin o kadar azını kullanıyorlar ki, yaşıyor olmalarına bile şaşıyorum. Nefes yarım yamalaksa hayat da öyle oluyor.
‘Kendini küçük gören tiroid hastası olur’
Hastalıkların zihinsel nedenleri hakkında örnek verir misin?
TİROİD: Türkiye’de kadınlar arasında yaygın olan tiroid “kendini küçük ve zavallı görme’’ ile ilgili. Olumsuz düşünceler tiroid bezlerinde dengesizliğe neden oluyor.
ASTIM: Astım hastaları nefesi alamadığı için değil, veremediği için tıkanır. Bu kişilerde yaşamı, olayları, yaşananları geride bırakamama, yaşama aşırı tutunma alışkanlığı, geleceğe güvensizlik var. Sahip oldukları ellerinden gidebilir korkusuyla tutunurlar her şeye. Geçmişlerini gibi nefeslerini de bırakamazlar.
ADET SORUNLARI: Cinsel bölgedeki tüm problemlerin nedeni, karın bölgesine gitmeyen oksijen, yani nefes. Nefes alamayan vücut bölgeleri ölür. Kadının adet görmemesi kadınlığını kabul edememesiyle, dişi enerjiyi bedenine kabul edememesiyle ilgilidir. Dişiliğinden korkanlar, adet sorunları yaşar. Kadının bekaretini evlenene kadar koruması gerektiğine inanan Türk toplumunda bu kadar kadının kısır olmasına veya adet görememesine, adet problemleri çekmesine şaşmamak lazım.
TANSİYON: Yüksek tansiyon uzun zamandır çözülmemiş duygu, konu ve durumları sembolize eder. Tansiyon geçmişi affedemediğimizde ve geride bırakamadığımızda oluşur. Hastalar omuzlarında çok fazla yük olduğunu düşünür. Gerçekten de ağırlıkları yüklenmişlerdir.
ŞEKER: Pişmanlık düşüncelerinin sistemimizde yarattığı derin keder duygusunun fiziksel olarak bedene yansıması. “Keşke...” ile başlayıp “olsaydı...” diye devam eden düşünceler... Pişmanlıklar ve tatminsiz duygular yüzünden bedenimiz bu tatsızlıklarla o kadar dolar ki artık tatlı olan hiçbir şeyi kabul edemeyecek noktaya gelir.
‘10 yıldır et, süt yumurta tüketmiyorum’
Beslenme tarzın nasıl?
10 yıldır vegan (süt, et, yumurta dahil hiçbir hayvansal gıda yemeyen) ve raw (çiğ tüketen) besleniyorum. Çünkü canlı yiyeceklerin, cansız olanlara ve işlem görenlere göre çok daha fazla enzim içerdiğini biliyorum. 10 yıl önce 25 yaşındaydım, günde 3 saat spor yapıyordum. Şu an kendimi 25 yaşımda olduğumdan çok daha güçlü, zinde, fit ve sağlıklı hissediyorum. Nefesim ve beslenmem sağ olsun, her gün gençleşiyorum.
Bebek’te bir merkezin ve kitabın var. Geleceğe yönelik başka projeler?..
İzmir-Urla’da ‘nefes evi’ kurduk. Dört dönüm arazi içinde, harika bir yer oldu. Temiz hava, bol güneş, yeşillik... Nefes seminerlerimi orada yapacağım. Organik bir sebze bahçemiz de var, misafirlerimize her gün meyve ve sebzeli yemekler ikram edeceğiz. Biz de orada yaşamayı planlıyoruz. İstanbul’a ara sıra gidip geleceğiz. Yakında Cenevre, Sydney, Milano’da merkez açmayı planlıyorum. Sıra sonra Yalova, Gaziantep, Viyana ve New York’a gelecek. Bu yıl 100 kişiye yakın bir ekiple çalışıyoruz. Bu sayıyı 10 yılda 1000’e çıkartmayı düşünüyorum. Herkes nefes alsın, herkes nefesini açsın! Ayrıca sırada yeni eğitimler, konferanslar, Türkiye’ye getireceğim yeni sistemler ve 7-8 kitap projesi var.
’Kanserin sebebi samimiyetsizlik’
“Birçok hastalığın zihinsel bir sebebi var” diyorsun. Mesela kanserin zihinsel sebebi ne?
Evet, tüm hastalıkların kökünde çarpık düşünce sistemlerinin ve nefes kısıtlanmasının olduğuna inanıyorum. Çalıştığım birçok kanser hastasının düşünce biçiminin neredeyse aynı olduğunu gördüm. Kanser hastalarının ortak özelliği ‘rol yapmaları’. Yaşamları, oynadıkları rol üzerine kurulu. Diğerleri onları sevsen diye gerçek duygu ve düşüncelerini aktarmıyor, hep ‘cici kız’ ya da ‘iyi erkek’ rolü oynuyorlar. Bu da onları tekdüze hale getiriyor: Hep mutlu, hep neşeli... Bir insan hep mutlu ve neşeli olabilir mi? Doğanın dengesine aykırı bu. Böyle tipler acılarını, öfkelerini, mutsuzluklarını ölesiye gizliyorlar, çünkü sevilmemekten korkuyorlar. İşte kanserin sebebi de bu samimiyetsizlik. Ayrıca kanser hastalarının tamamında bir ‘yetersizlik’ inancı var. Kendilerini yetersiz görüyorlar, hep ‘kendini ıspat’ çabası içindeler. Böylece kendilerini yiyip bitiriyorlar. Bu arada aşırı çaba harcıyor, yorgun düşüyorlar. Sistemleri çöküyor, bu sinsi hastalığa yakalanıyorlar.
Kanserin türüne göre zihinsel sebep farklı olabiliyor mu?
Evet. Kanser ‘mış gibi yapma alışkanlığı’dır. Seviyor-muş, kibar-mış, özel-miş gibi... Mesela mide kanseri “yaşamda olup biteni hazmetmiş gibi yapmaktan” kaynaklanıyor. Gırtlak kanseri ‘kibarmış gibi yapmaktan ve gerçek duygu ve düşüncelerini açıklamamaktan” kaynaklanıyor. Bunun çözümü de nefesi açmak ve düşünce sistemine bakmak.
Negatif düşüncenin eseri’
Yani hastalıkları biz mi yaratıyoruz?
Böyle bir iddiada bulunamam. Bildiğim tek gerçek; bugüne kadar çalıştığım on binlerce kişi arasında, aynı hastalıkları olan kişilerin benzer çarpık düşünce alışkanlıklarına sahip olduğu. Bu bir tesadüf olamaz, değil mi? Hastalıkları dış kaynaklı düşünmek bizi güçsüz, zavallı kurbanlar yapıyor. Peki ya öyle değilse? Ya hastalıklar benim düşünce sistemim nedeniyle bedenimi güçsüz düşürmem ile başladıysa? İşte o zaman her şeyi değiştirme gücüm de var. Evet, hastalıklar negatif düşüncelerin yinelenmesinden kaynaklanıyor. Negatif düşünceden kastım ‘sürekli çalışmalıyım’, ‘ben yapmazsam olmaz’, ‘her şeyi kontrol etmeliyim’ gibi bize zarar veren düşünceler... Sürekli düşünüldüğünde bizi yoran, strese sokan, geren, bedenimizdeki kan hücrelerine kadar inip her şeyi parçalayan düşünceler... Nefesi açıldıktan sonra başka hiçbir şifa aracı kullanmadan (tıbbi müdahaleler dahil) tamamen iyileşen birçok kanser hastası var. Bilimsel olarak bunun izahı şu: Bir hücrenin içinde yeterli oksijen varsa kanser olmuyor. Biz “hastalıkları tedavi ediyoruz” demiyoruz, şifacı değiliz. Şifa vermek, Allah’a mahsus. Biz sadece Allah’ın bize verdiği ‘Kutsal Nefes’i alamayan kişilere destek oluyor ve yeniden bu mucizevi nefesi yüzde 100 bedenlerine kabul etmelerini, şifanın her şeklini almalarını sağlıyoruz.
Nefesin açılması için kaç seans gerekiyor?
14-15 seans olmalı. Bunun için de toplam 7-8 gün gerekiyor.

Alıntı:posta
Gönderen:PURO

Hiç yorum yok: